KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/11629 E., 2011/10558 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Eylül 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
732 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18/05/2009 tarih ve 2007/490-2009/361 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı (TMSF) vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 20.09.2011 gününde davacı avukatı .... ile davalılardan ... vekili Av. .... geldi, diğer davalılar vekili duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı şirket denetim kurulu üyeleri vekili, davacı şirketi 2002, 2003, 2004, 2005, 2006 yılları ve 01.01.2007-30.04.2007 tarihlerinde sevk ve idare eden yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalıların somut eylemleri ile şirketi zarara uğrattıklarının tespit edildiğini, kasadaki paranın bulunamayışı nedeniyle muhasebe kaydını tutan ve kasa görevlisi olanların zarardan sorumlu olduğunu, aynı zamanda şirkete karşı özen ve sadakat borcu olan yönetici ve deneticilerinin de sorumlu tutulması gerektiğini ileri sürerek,
fazlaya ilişkin dava ve talep hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00-YTL'lik zararın, zararın meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek T.C. Merkez Bankası tarafından ilan edilen avans faiz oranı ile birlikte davalılardan sorumlulukları oranında müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesiyle de 125.000-USD ve 85.000,00-YTL. ortaklık zararının tahsilini istemiştir.
Davalılar vekilleri davanın reddini savunmuştur. Davalı ... Merdan, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, Fon tarafından davacı şirkete 13.02.2004 tarihinde yönetim ve denetimine el konulduğu, şirketin yönetim ve denetim kurulu üyelerinin görevlerinden alındığı, yerlerine Fon tarafından yeni yönetici ve denetçilerin atandığı, şirkete zabıta aracılığı ile girilebildiği ve şirkete el konulması aşamasında herhangi bir kasa sayımının yapılmadığı, kasada ne miktar para bulunduğu veya bulunmadığının belli olmadığı, paranın ne zaman kaybolduğu, kasaya girip girmediği veya çıkartıldığı,ara dönemlerin ne şekilde denetim altına alındığının davacı tarafça ispatlanamadığı,
kasa sayımı yapılmadan şirkete el konulması nedeniyle davalıların ne şekilde sorumlu tutulabileceklerinin belirlenemediği,yönetim kurulu üyelerinin ve denetçilerin şirketin uğradığı zararlardan illiyet bağının ve kusurlarının varlığı halinde görevlerini yerine getirir iken kanuna veya esas sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle sorumlu tutulmaları kanunen mümkün ise de; somut olayda davalıların sorumluluklarının tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı (TMSF) vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı (TMSF) vekilinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, davacı şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri aleyhine açılmış sorumluluk davası olup, ceza hukuku ile medeni hukuk arasındaki münasebeti düzenleyen Borçlar Kanunu’nun 53.maddesi uyarınca, ceza mahkemesinin kusurun takdiri ve zarar miktarının tayinine yönelik kararı hukuk hakimini bağlayıcı olmadığı gibi, hukuk mahkemesi, ceza mahkemesinde ikame edilen delillerle de bağlı değildir. Ancak, hukuk hakimi, ceza hakiminin fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağı saptayan maddi vakıa konusundaki kabulü ve ceza mahkemesinin kabul ettiği olayın gerçekleşme şekli diğer bir deyişle maddi vakıanın kabulü konusunda kesinleşmiş olan bir mahkumiyet veya maddi vakıa tespiti yapan beraat hükmü ile bağlı olacağı hem ilmi hemde kökleşmiş kazai içtihatlarla benimsenmiş bulunmaktadır.
Somut olayda dosya içeriğinden anlaşılacağı gibi, davacı tarafından dava konusu eylemden dolayı sorumlular hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmuş olup, işbu davadaki bir kısım davalılarında aralarında bulunduğu şahıslar hakkında Küçükçekmece Asliye 1.Ceza Mahkemesi'nde kamu davası açıldığı dosya kapsamı ile sabittir.Mahkemece, anılan ceza dosyasının akıbeti araştırılıp sonucu beklenilmeden, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu nedenle, mahkemece, davalıların sorumluluğunun belirlenebilmesi için davalılar hakkındaki ceza kovuşturmasının akıbeti araştırılıp beklenilmek ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru görülmemiş olup, kararın öncelikle bu yönden bozulması gerekmiştir.
3-Öte yandan, davacı şirketin davaya konu edilen kasa açığı iddiası ile ilgili olarak dosya arasında bulunan kasa sayım tutanakları ile bu tutanaklarda imzaları olan davacı çalışanlarının dosyaya yansımış yazılı beyanlarının mahkemece birlikte denetlenebilir bir şekilde değerlendirilip tartışılmaması da keza doğru görülmemiştir.
4-Bozma neden ve şekline göre davacı (TMSF)vekilinin vekalet ücretine ilişen temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/11629, K. 2011/10558, 20 Eylül 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama