KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/1229 E., 2010/12218 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Kasım 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
1.663 kelime·8 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 04.07.2008 tarih ve 2007/340 - 2008/400 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 30.11.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili asıl davada, müvekkilinin sahip olduğu ve yüksek ilan kapasitesini haiz Nil Ajans ile Hürriyet Gazetesi Akdeniz ilavesinden sorumlu olan Antalya Bölge Müdürlüğü arasında seri ilan yetkisi verilmesine ilişin bir sözleşme imzalandığını ve aralarındaki ticari faaliyetin 3 yıl boyunca aralıksız ve düzenli olarak sürdüğünü, sözleşmenin 3.5 ve 3.7. maddelerinde çok açık olarak fesih hallerinin bildirilmiş olmasına rağmen davalı şirketin 02.03.2001 tarihinde sözleşmenin Akdeniz ilavesinin yayınının durdurulmasından dolayı feshini bildirdiğini,
davalının yasal olmayan yolla sözleşmeyi feshettiği gibi fesih nedeninin de geçerli olmadığını, Hürriyet Akdeniz ilavesinin ayrı bir gazete olarak çıkmamakla birlikte ara gazetenin orta sayfasına çekilip, haber içeriği olarak sadece Akdeniz illerinin haberlerini vermeye ve ilanları almaya devam ettiğini, yine Hürriyet Akdeniz bölgesi sözleşmeyi fesih tarihinde Reklam Koordinatörünün imzası bulunan bir faks göndererek sanki sözleşme feshedilmemiş gibi yeni fiyat listesi bildirip, iş ortaklığının devamını dilediğini, bundan sonra yine telefonla sözleşmenin feshedildiği ve 10 gün içerisinde biriken meblağların ödenmesinin istenildiğini,
müşterilerinden vadeli olarak ilan ücreti alan müvekkilinin davalı şirketin kalan meblağları peşin ve nakden istemesi üzerine ödeme yapamadığını, bunun üzerine davalının 16.03.2001 tarihinde müvekkiline ait ilanları gazetesinde çıkarmamaya başlayıp, icra takiplerine kalkıştığını, ayrıca, taraflar arasındaki sözleşmenin 3.Y.maddesi gereğince davalının Antalya şehir içinde azami 5 ajansa seri ilan pazarlaması verip, bu ajanslar haricinde doğrudan kendisine gelen müşterilerden seri ilan almayıp,
bu müşterileri ajanslara yönlendirmek zorunda olmasına karşın (5)’den fazla ajansla çalışarak müvekkilinin zarara uğramasına neden olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalının sözleşmeyi haksız ve tek taraflı feshetmesinden dolayı (10.000.000.000) TL maddi tazminatla, yine sözleşmeye aykırı olarak sözleşme dışı ajanslardan ilan alarak davacının maddi zarar görmesine neden olmasından ötürü (7.000.000.000) TL maddi tazminatın tahsilini,birleşen davada ise,sözleşmenin fesih tarihi olan 02.03.2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, Hürriyet gazetesinin Akdeniz Bölge ilavesinin 2000 yılı son aylarından başlayıp 2001 yılı Şubat ayı içerisinde açıkça ortaya çıkan ekonomik kriz nedeniyle yayından kaldırıldığını, bunun doğal sonucu olarak da tüm ajanslar ile yapılan sözleşmelerin hukuki değerini kaybederek, kendiliğinden sona ermek zorunda kaldığını, Akdeniz ilavesinin ana gazetenin içerisine alınmasının söz konusu olmadığını, davacının ilan-yayın sözleşmesinin ödemelerinin vadesinde yapılmamasından dolayı feshedildiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporlarına nazaran, taraflar arasında düzenlenen 28.08.1998 tarihli sözleşme ile Hürriyet Gazetesinin Akdeniz Bölgesi seri ilan pazarlamasının yapılması için davacı ajansa yetki verildiği ve ajansın seri ilanlarının sadece Akdeniz ilavesinde yayınlanması hakkında ilan-yayın sözleşmesi yapıldığı, sözleşme süresinin (3) yıl olarak belirlendiği,
buna göre sözleşmenin sona erme tarihinin 28.08.2001 olmasına rağmen, davalının 02.03.2001 tarihli faks mesajında Hürriyet gazetesinin Akdeniz ilavesinin yayınının durdurulması nedeniyle sözleşmenin feshedildiğini, sözleşmenin 3.7. maddesinde geri ödemelerinin vadesinde yapılmaması durumunda davalının sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebileceğinin belirtilmesine rağmen, davalının fesih bildirisinde böyle bir iddiada bulunmadığı, erken fesihten dolayı davacının tazminat talep hakkının doğduğu,
davalının sözleşmeyi feshinden sonra sözleşme dışı ajanslardan ilan aldığı bu şekilde davacıyı zarara uğrattığı gerekçesiyle, davacının haksız fesihten dolayı açtığı davanın kısmen kabulüyle (5.412.299.704) TL tazminatın, davalının başka ajansla yaptığı sözleşme sebebi ile (7.000.000.000) TL tazminatın aynen kabulü ile bu miktarların 02.12.2002 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine dair verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazları reddedilip, “mahkemece,
davacının kazanç kaybının belirlenmesinde Mart-Ağustos dönem artışlarının dikkate alınması gerekirken, bu yönü dikkate almayan 15.08.2003 tarihli bilirkişi raporuna göre oluşturulan hükümde isabet görülmediği,öte yandan,davacı tarafından açılan asıl dava ile davalı temerrüde düşmüş olacağından, davacıdan birleşen davadaki temerrüt faizi isteminin açılan birleşen dava tarihi itibariyle somut olarak belirlenmesi istenilip,
müddeabih haline getirildikten sonra harçlandırılmasının sağlanması ve bundan sonra asıl dava tarihi ile birleşen dava tarihi arasında kalan dönem için hüküm altına alınan alacağın anılan döneme ilişkin temerrüt faizi miktarının ayrıca birleşen davaya ilişkin olarak hüküm altına alınması, hüküm altına alınan asıl alacağa ise birleşen dava tarihinden itibaren ayrıca faiz yürütülmek suretiyle infaza imkan tanıyacak biçimde hüküm tesisi gerekirken, birleşen dava tarihinin davalının temerrüdünün başlangıcına esas alınmasının doğru olmadığı” gerekçesiyle davacı yararına bozulmuştur.
Mahkemece, bozmaya uyulmuş, alınan ve benimsenen asıl ve ek rapora göre, davacının 03.03.2001- 28.08.2001 tarihleri arasındaki 179 günlük sürede komisyon gelir kaybının 10.829.59 YTL olduğu, davacının talebinin ise 10.000,00 YTL olduğu, davalının sözleşmeye aykırı hareketi nedeni ile doğan davacı zararının ise 17.158,15 YTL olup, davacının talebinin 7.000,00 YTL olduğu, asıl dava tarihi ile ek dava tarihi arasında geçen süre için davacının talep ettiği 10.000,00 YTL yönünden yasal faiz tutarının 4.369,44 YTL olduğu,
gelir kaybı yönünden ise aynı dönem için davacının talep ettiği 7.000,00 YTL yönünden işlemiş yasal faiz miktarının ise 3.858,61 YTL olduğu, davacı vekilince birleşen dosya yönünden müddeabih belirlenerek harcın ikmal edildiği, davacı vekili tarafından bilirkişilerin daha önceki hükümde reeskont faizine karar verilmiş ve kararın bu kısmı onanmış iken, yasal faiz üzerinden hesaplama yapmış olmalarının usul ve yasaya aykırı olduğu iddia edilmiş ise de, davacı vekili faiz alacağına ilişkin açmış olduğu birleşen davada yasal faiz talep etmiş,
Yargıtayca birleşen dosya yönünden verilen karar müddeabih belirlenmeden hüküm verilmiş olması nedeni ile bozulmuş olduğundan, davacı yararına usulü bir müktesep hak doğmayacağı anlaşıldığından, bilirkişilerin birleşen dosya yönünden yasal faiz hesabının yerinde görüldüğü,
ancak, asıl davada asıl alacakla ilgili verilen önceki hükümde reeskont faizine karar verilmiş ve davalının temyiz itirazları reddedilmiş olmakla, alacak aslına ek dava tarihinden itibaren uygulanacak faizin usulü müktesep hak uyarınca reeskont faizi olması gerekeceği, bu durumda, birleşen dosyada talep edilen faiz alacağı yönünden ise, yukarıda açıklandığı şekilde müktesep hak ve bozma gerekçeleri gözetilerek 01.03.2002 ile 02.12.2002 tarihleri arası her iki kalem alacak için davacının talep edebileceği faiz miktarının toplam 7.428,05 YTL olduğu gerekçesiyle, asıl davanın kabulü ile haksız fesih nedeniyle 10.000,00 YTL,
başka ajansla yapılan sözleşmeler nedeniyle 7.000,00 YTL olmak üzere toplam 17.000,00 YTL nin 02.12.2002 tarihinden itibaren değişen oranlarda reeskont faiz ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleşen davanın kısmen kabulü ile.
01.03.2002 ile 02.12.2002 tarihleri arası haksız fesihten doğan alacak için 4.369,44 YTL, başka ajanslara yapılan sözleşmeler nedeniyle doğan alacak için 3.058,61 YTL olmak üzere toplam 7.428,05 YTL faiz alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl davaya ve birleşen davaya yönelik olarak davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-İki kalem alacaktan oluşan asıl dava 01.03.2002 tarihinde açılmış olup, temerrüt faizi istemeyen davacı, 01.12.2002 tarihinde açtığı birleşen davada, aynı meblağlara sözleşmenin fesih tarihi olan 02.03.2001 tarihinden itibaren yasal faiz istemiştir.
Mahkemece, asıl ve birleşen dava ayrımı yapılmadan tek hüküm oluşturulmuş ve davanın kısmen kabulü ile 5.412.29 TL ve 7.000,00 TL'nın 02.12.2002 tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Taraf vekillerinin temyizi üzerine, davalı vekilinin temyiz itirazları reddedilip, temerrüt tarihinin asıl davanın açıldığı 01.03.2002 olarak kabulü ile asıl dava ile birleşen dava arasındaki dönem için temerrüt faizi miktarının harcı yatırılarak müddeabih haline getirilmesi gerektiğine işaret edilerek, karar davacı yararına bozulmuş olup, faiz oranı bakımından bir bozma yapılmamıştır.
Bozma gerekleri yerine getirildikten sonra tesis edilen yeni hükmün gerekçesinde, önceki hükmü temyiz eden davalı yararına bozma yapılmaması suretiyle davacı yararına kazanılmış hak doğduğu gerekçesiyle yeni hükmedilen alacak miktarının 02.12.2002 tarihinden itibaren değişen oranlarda reeskont faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece bozma öncesinde, 30.01.2004 tarihinde tesis edilen ilk hüküm, 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Yasa'dan önceki dönemde verilmiş olup, 01.01.2000 - 01.05.2005 tarihleri arasındaki reeskont faiz oranı yasal faize karşılık geldiğinden,
bozma sonrası verilen hüküm 02.12.2002 tarihinden itibaren 01.05.2005 tarihine kadar olan dönem için doğru ise de, 01.05.2005 tarihinden itibaren 01.01.2006 tarihine kadar % 12, 01.01.2006 tarihinden tahsile kadar ise % 9 olan yasal faiz oranı ile birlikte tahsiline karar verilmesi gerekirken,
böyle bir ayrıma gitmeden 02.12.2002 tarihinden itibaren tahsil tarihine kadar değişen oranlarda reeskont faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi infazda tereddüt yaratacağı gibi esasen davacının yasal faiz istemine uygun olarak o dönemde reeskont faizine hükmedilmesi karşısında bu oran o dönemde yasal faizin üzerinde bir oran olmaması nedeniyle talepten fazlaya hükmedilmiş bir orandan sözedilemeyeceği gibi, davalının temyiz itirazlarının reddi nedeniyle davacı yararına oluşmuş bir kazanılmış haktan sözedilmesi olanağı da bulunmamaktadır.
01.05.2005 tarihi sonrası dönem bakımından reeskont oranı Dairemizin 2008/6663 Esas - 2010/2330 Karar sayılı emsal kararında gerekçeleri açıklandığı üzere yasal faiz ile avans faizi arasındaki bir orana tekabül ettiğinden, bozma sonrasında verilen hüküm, 01.05.2005 tarihi ile infaz tarihi arasındaki dönem bakımından davalı aleyhine olduğundan davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabülü gerekmiştir.
Diğer yandan, birleşen davada davanın kısmen reddine karar verildiği halde, reddedilen kısım üzerinden belirlenen vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmesi gerekirken davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmesi de doğru olmamıştır. Bu durumda, mahkemece asıl davada ve birleşen davada tesis edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle davalı yararına bozulması gerekmiş ise de, yapılan yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HUMK'nun 438/7 nci maddesi uyarınca kararın aşağıdaki şeklide düzeltilerek onanması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/1229, K. 2010/12218, 30 Kasım 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama