KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/1264 E., 2010/12693 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Aralık 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
476 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 07.10.2008 tarih ve 2008/19-2008/270 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 07.12.2010 gününde davacı avukatı ...ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalı şirketin müvekkillerinden tahsil ettiği paranın ödenmemesi üzerine müvekkilleri tarafından davalı şirket aleyhine Almanya Essen Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açtığı davanın davacılar lehine sonuçlandığını ileri sürerek, 01.06.2006 tarihinde 18 0 358/05 numaralı dosya ile verilen kararın ve masraflara ilişkin karar ile usulüne uygun onaylanmış tercümesinin tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayrı Adli belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesine Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Türkiye yönünden bu sözleşmenin 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe girdiği, anılan Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu,
Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirttiği, gıyapta verilen dava ve tenfize konu edilen söz konusu yabancı mahkeme kararının doğrudan posta yolu ile tebliğ yoluna gidilmesinin davalının savunma hakkını kısıtladığı gibi esasen MÖHUK.nun 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı da olduğu, kaldı ki MÖHUK.nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar olduğundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, tenfiz davalarının eda davası değil tespit davası niteliğinde bulunması sebebiyle maktu harç ve ücreti vekaletle hükmedilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına ve bir yabancı mahkeme kararının tenfiz edilebilmesi için kararın Lahey Sözleşmesi hükümleri uyarınca kesinleşmesinin gerekmesine ve dava konusu olayda tenfizi istenen kararın Lahey Sözleşmesi uyarınca yetkili makamlar aracılığı ile tebliğ edilmeyip posta yolu ile tebliğ edilmesi nedeniyle kesinleşmediğinden
mahkemece sırf bu nedenle davanın reddine karar verilmek gerekirken, ayrıca yerinde bulunmayan diğer gerekçelerin de davanın reddine gerekçe yapılması doğru değil ise de yukarıda da belirtildiği üzere usulünce kesinleştirilmiş bir karar bulunmadığından yerinde bulunan bu gerekçeye göre taraf vekillerinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/1264, K. 2010/12693, 9 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama