KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/12927 E., 2011/6062 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Mayıs 2011
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
484 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5.Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 04.06.2009 tarih ve 2008/641 - 2009/632 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankada bulunan hesabından internet şifresi girilmek suretiyle tanımadığı bir kişinin adına 5.000 USD havale yapıldığını, davalı bankanın gerekli güvenlik önlemlerini almaması nedeniyle oluşan zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, 4.000 USD’nin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının kişisel bilgilerini koruyamaması nedeniyle oluşan zarardan müvekkilinin sorumlu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. BK.
306 ve 307. maddeler uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda mahkemenin benimsediği bilirkişi raporunda davacının hesabından para çekildikten 2 yıl 3 ay sonra ve hesaptan 5000,00 USD çekildiği halde 4000,00 USD için dava açıldığı, olaydan sonra da davacının işlem yaptığı, bu nedenle davacının hesabından çekilen paradan davacının haberdar olduğu kabul edilmiştir.
Oysa, dosya içindeki soruşturma tutanaklarında davacının hesabından adına havale yapılan kişinin bankadan para çekerken kaydedilen kamera görüntülerinde adına para havale edilen kişi olmadığı, sahte kimlik ile para çekildiği belirlenmiş olup, bu durum karşısında davacıya ait paranın, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan havale edilerek çekilmiş olduğunun kabulü ile bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka, davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır.
Bu itibarla mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/12927, K. 2011/6062, 17 Mayıs 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama