KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/1307 E., 2010/12619 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Aralık 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
479 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12.06.2008 tarih ve 2007/529 - 2008/183 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili ve katılma yolu ile davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 07.12.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı...gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin tahsil ettiği parayı müvekkiline ödememesi üzerine, davacının Almanya’da Lübeck Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açtığı alacak davası sonunda 31.01.2006 tarihli karar ile davalının 21.546,86 Euro ana parayı 01.01.1999 tarihinden itibaren %5 faizi ile birlikte ödemesine karar verildiğini, kararın 26.04.2006 tarihinde kesinleştirildiğini, alacak davası olan o davanın kamu düzenine ilişkin sonuçlarının bulunmadığını, tenfiz koşullarının tamamının oluştuğunu ileri sürerek, anılan yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, tenfiz koşullarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, yabancı mahkemece gıyapta görülen davada yabancı mahkeme kararının doğrudan posta yolu ile tebliğ yoluna gidilmesinin davalının savunma hakkını kısıtladığı gibi, esasen MÖHUK’nun 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı da olduğu, kaldı ki aynı Kanun’un 34 ncü maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar olduğundan da söz edilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve katılma yolu ile davalı vekili temyiz etmiştir.
Tenfiz davalarının eda davası değil tespit davası niteliğinde olması karşısında, mahkemece hükmedilen yargılama harcı ile davalı yararına takdir edilen vekalet ücretinin, nispi değil maktu olarak belirlenmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin aksi yöndeki tüm temyiz itirazları isabetsizdir.
Öte yandan, yabancı mahkeme kararının davalı yana tebliğinin Lahey Sözleşmesi'ne göre yapılmadığı, posta yolu ile tebliğ yoluna gidildiği,bu durumda MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar olduğundan da söz edilemeyeceği, bunun bir tenfiz engeli oluşturduğu gerekçesiyle davanın reddi dosya kapsamına uygun ve davacı vekilinin aksi yöndeki tüm temyiz itirazları isabetsiz olup, mahkemece bu gerekçe ile yetinilmesi gerekirken gerekirken, aynı sonuca incelenmesine gerek kalmayan diğer tenfiz engelleri ile ilgili diğer gerekçelere de dayanılarak varılması karşısında,
bu gerekçeler ile ilgili davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının ve davalı vekilinin ise kamu düzenine aykırılık hallerinin bazı hususlar bakımından da gerçekleştiğine ve bunların da gerekçede yer alması gerekirken gerekçede gösterilmediğine yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmeksizin, yukarıda da belirtildiği üzere usulünce kesinleştirilmiş bir karar bulunmadığından yerinde bulunan bu gerekçeye göre taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/1307, K. 2010/12619, 7 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama