KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/13149 E., 2011/6561 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Mayıs 2011
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
462 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Şişli 3.Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11.12.2007 tarih ve 2006/1710 - 2007/2187 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ..... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin işlettiği antrepoda ardiye hizmeti verdiğini ve davalının ithal ettiği emtiayı müvekkilinin antreposuna koyduğunu, ancak antrepo ücretinin tahsili için keşide edilen faturayı ödemediğini ileri sürerek, 2.660,00 TL'nın temerrüt faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin ithal ettiği emtiayı davalının antreposuna bıraktığını ve emtianın geçici depolama yeri eşya defterine kaydedildiğini, olaya uygulanması gereken 4458 sayılı Gümrük Kanunu gereğince geçici depolama rejimine tabi tutulan emtia üzerinde yasada belirlenen sürede işlem yapılmaması nedeniyle, davacının tasfiye işlemlerini başlatarak antrepo alacağının tasfiyeden elde edilecek paradan alınması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davacının bir kısım emtiayı ardiye ücretini ödeyerek ithal ettiği ve antrepodaki emtia tasfiyeye tabi tutulsa dahi ardiye ücretinin ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 2.660,00 TL’nın ihtar tarihi olan 02.07.2006 tarihinden itibaren davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, antrepo alacağının tahsili istemine ilişkindir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK.'un 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır.
Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır.
Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 tarih ve 1991/7 esas, 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda mahkemece kısa kararda “2.660,00 TL'nın 02.07.2006 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine” karar verilmiştir. Ancak, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, “2.660,00 TL'nın 02.07.2006 tarihinden itibaren davalıdan alınarak davacıya verilmesine” şeklinde hüküm kurulmuştur. Bu durum karşısında, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılmaması doğru olmadığı gibi, öte yandan, mahkemece kararın gerekçe kısmında, reeskont faiziyle tahsile hükmedilmesi gerektiği belirtildiği halde, hüküm kısmında faizle ilgili bir ibare bulunmaması da gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratmış olup bu yönden de hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/13149, K. 2011/6561, 30 Mayıs 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama