KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/14173 E., 2011/15637 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Kasım 2011
- Mahkemesi
- İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
654 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13/02/2009 tarih ve 2006/484-2009/19 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 22.11.2011 gününde davacı avukatı ..... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı ile yaptıkları anlaşma üzerine Milas-Bodrum karayolu üzerindeki bir tatil köyünün vaziyet planını,5 tip villa projesi ve 2 tip alışveriş merkezi projesi ile bu projelerin üç boyutlu perspektifini çizerek davalıya teslim ettiğini, davalının ise avans dışında bir ödeme yapmadığını, davalının bu proje, plan ve perspektifleri gazetelerde yayımladığı ve sergilediği halde müvekkilinin adına yer vermediğini ileri sürerek, şimdilik (10.000) TL maddi ve (10.000) TL manevi tazminatın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, 07.10.2008 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini (83.738) TL'na yükseltmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı tarafından hazırlanıp davalıya teslim edilen mimari projelerin FSEK anlamında ilim ve edebiyat eseri olduğu, davalının ödemeleri düşüldükten sonra davacının (83.738) TL talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, (83.738) TL maddi ve (5.000) TL manevi tazminatın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve Dairemizin yerleşmiş içtihatları uyarınca, 5846 sayılı FSEK’nun 68. maddesine dayanılarak tazminat talebinde bulunulması halinde, aynı maddenin son fıkrası uyarınca bedel talebinde bulunan kişinin, tecavüz edene karşı onunla bir sözleşme yapmış olması durumunda haiz olabileceği bütün hak ve yetkileri ileri sürebilecek bulunmasına, dolayısıyla bedel talebinde bulunan kişi ile tecavüz eden arasında farazi bir sözleşme ilişkisinin kurulduğu kabul edildiğinden,
tazminat davasının BK’nun 125. maddesinde düzenlenen 10 yıllık sözleşme zamanaşımı süresine tâbi olmasına, yine davacılardan Gülbin’in de dava konusu mimari projelerde isminin yazılı olması karşısında, anılan davacının da aktif dava ehliyetinin mevcut bulunmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak dava, 5846 sayılı FSEK’na dayalı maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece davacıların talep edebileceği maddi tazminat miktarının tespiti için görüşüne başvurulan 27.08.2005 tarihli bilirkişi raporunda, davacının toplam (83.412,41) TL’nın tahsilini isteyebileceği belirlenmiş, davacı vekilince 07.10.2008 tarihinde sunulan ıslah dilekçesi ile de bu meblağ talep edilmiştir. Daha sonraki 10.09.2008 tarihli bilirkişi raporunda ise anılan meblağ maddi hata sonucunda (89.412,41) TL. olarak belirtilmiş ve mahkemece de davalının kısmi ödemeleri (89.412,41) TL’ndan düşülmek suretiyle maddi tazminat hesabı yapılmıştır. Bu durum karşısında mahkemece davacının (83.412,41) TL ücret talep edebileceği kabul edilmek suretiyle tazminat hesabı yapılması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
3- Yine, dava devam ederken taraflardan birinin ölmesi halinde, ölen kişinin taraf ehliyeti son bulur (Yeni MK’nun 28. maddesi). Ancak sadece öleni ilgilendirmeyen yani mirasçıların malvarlığı haklarını da etkileyen davalar, tarafın ölümü ile konusuz kalmaz. Bu davalara, ölenin mirasçıları tarafından devam edilir. Bu halde, ölen tarafın mirasçıları, davayı mecburi dava arkadaşı olarak hep birlikte takip ederler. Yani ölüm anından itibaren davanın tarafı artık mirasçılardır.
Bu nedenle hüküm de ölen taraf adına değil, onun mirasçıları adına verilir. Somut olayda da, davacılardan Gülbin’in hüküm tarihinden önce öldüğü anlaşıldığından, mahkemece Gülbin'in karar yerinde davacı olarak gösterilmesi ve Gülbin hakkında hüküm kurulması doğru olmamış, mümeyyiz davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/14173, K. 2011/15637, 22 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama