KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/15173 E., 2010/2308 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Mart 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
512 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara (Kapatılan) 26. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22/11/2007 tarih ve 2005/292-2007/382 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış ve davalılar vekili tarafından 12.01.2010 tarihinde duruşma isteminde vazgeçildiğini içerir dilekçe verilmiş ve dosyanın duruşmasız olarak incelenmesine karar verilmiş olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketler tarafından aynı adrese 20 adet telefon hattı ve “2 port ISDN PRI” hattının müvekkilince tesis edilerek davalıların kullanımına verildiğini ancak, davalıların bu hatlar üzerinden 3. kişilere ses trafiği sağlayarak müvekkilinin zararına olacak şekilde telefon görüşmeleri yapılmasını sağladıklarını ileri sürerek,
zarar karşılığı olarak (126.082,600699998 SDR) tutarı 243.679,84 TL ve ödenmeyen fatura bedelleri olarak 20.871,75 TL ile gecikme bedeli 3.144,87 TL’nin davalılardan tahsilini talep ve dava etmiş, 28.02.2007 tarihli 1. ıslah dilekçesiyle zarar karşılığı olarak istediği rakamı 805.006,56 SDR’ye yükseltmiş, 26.09.2007 tarihli 2. dilekçesiyle de bir önceki talepte rakam hatası yapıldığını ileri sürerek, tazminat olarak 431.789,0867 SDR istediklerini belirtmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulüne, fatura bedeli 20.871,00 TL ile 3.144,87 TL gecikme faizinin asıl alacağa işletilecek faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Dava, tacirler arası data hattı kiralamasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiş olup, HUMK’nun 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Anılan Yasa’nın 388.maddesinde, mahkeme kararlarının kapsaması gereken hususlar düzenlenmiş olup,üç numaralı bentte delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma sebepleri ile sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin yer alması gerektiğinin belirtilmesine göre, gerekçenin dosya içeriğine uygun bulunması yasal bir zorunluluktur. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Somut olayda davacı vekilinin, dava dilekçesi ile 28.02.2007 ve 26.09.2007 tarihli dilekçelerinde davaya konu ettiği istemlerine ilişkin belirttiği rakamlar birbiriyle uyumlu olmayıp, davacı taleplerinin miktarı davada tam olarak belirlenmediği gibi, mahkemenin de davacı taleplerinden hangi kalemi ne miktarla kabul ettiği de tutarlı bir şekilde açıklanmamıştır. Aynı şekilde bilirkişi raporundaki davaya ilişkin talep tutarları da yanlış belirlenmiştir.
Örneğin, mahkeme gerekçesinde dava değerinin 267.6995,96 TL olduğu açıkça yazıldığı halde mahkemenin kabul ettiği 24.015,87 TL ile ret ettiğini açıkladığı 246.824,96 TL’nin toplamı 270.840,83 TL çıkmaktadır. Davacının tazminat talebinin miktarının ne olduğuna ilişkin bilirkişi tespiti de davacının dava dilekçesindeki harcını yatırdığı dava değeriyle örtüşmediği gibi, mahkemece kabul edilen fatura alacağı miktarı dahi bilirkişi raporunda tespit edilen rakamdan farklıdır.
Bu nedenle mahkemece, davacı vekilinin davadaki taleplerinin usulünce açıklattırılması, davacının bu taleplerine göre davada talep hakkı olan miktarların tespiti ve mahkemenin de gerekçe ve hüküm fıkralarında uyumlu bir şekilde davacının hangi talebini hangi miktarda kabul ettiğini açıklaması gerektiğinden, tüm aşamalarda tutarsız olan eksik inceleme ürünü kararın taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/15173, K. 2010/2308, 1 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama