KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/1884 E., 2010/8200 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Temmuz 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
549 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03.09.2008 tarih ve 2004/399 - 2008/551 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ile davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili asıl davada, müvekkillerinin davalı şirketin kurucu ortağı olduklarını, hisselerin bir kaç ortağın elinde toplanarak şirket içi dengelerin bozulmasını engellemek için anasözleşmenin 7 maddesi ile hisse devirlerine ilişkin olarak sınırlamalar getirildiğini, ve ortaklara rüçhan hakkı tanındığını, bir kısım ortakların bu hükme uymadığını ve hisse devrini gerçekleştirdiklerini, bunun sonucunda hisselerin bir grubun elinde toplandığını ve 15.9.2003 tarihli genel kurul toplanarak yönetimin değiştirildiğini ileri sürerek, hisse devrine ilişkin işlemin ve buna bağlı olarak 15.09.2003 tarihli genel kurulun iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirkette yapılan pay devirlerinin ve genel kurulların yasa ve anasözleşme hükümlerine uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davacılar vekili birleşen davada, müvekkillerinin davalı şirketin kurucu ortağı olduklarını, şirket merkezinin değiştirildiğini haricen öğrendiklerini, şirketin sekiz yıldan buyana hiç bir faaliyette bulunmadığını, şirketin sermayesinide kaybettiğini ileri sürerek, davalı şirketin anasözleşmenin 4. maddesi uyarınca feshine ve TTK.nun 434 nci maddesi uyarıncada münfesih sayıldığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili, iddiaların doğru olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, pay değişimlerinin usulüne uygun yapıldığı, davacı paydaşların da imzasının bulunduğu, adres değişikliğinin ana sözleşmeye uygun olmaması hususunun yargılama aşamasında giderildiği, şirketin gayrifaal olduğu, sermeyesinin yasal asgari sermayenin altında bulunduğu, şirket kurulduğundan bu yana arsa alımı dışında faaliyet göstermediği, şirket adres değişikliğinin süresinde tescil ettirilmediği gerekçesiyle, asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davacılar ile davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacıların asıl davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının reddi ile asıl davadaki hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Birleşen davada davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
3-Birleşen dava, davalı şirketin feshine ve münfesih olduğunun tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece, bu davanın yazılı şekilde kabulüne karar verilmiştir.Aksine bir hüküm olmadıkça, kural olarak ortaklığın iflası hariç, tasfiye işemlerini yönetim kurulu yapar. Bunun yanında, ortaklık anasözleşmesi, genel kurul kararı, yasa veya mahkeme kararıyla da tasfiye memur yada memurları tayin edilebilir.Somut olayda, davalı şirket anasözleşmesinde bu konuda açık bir düzenlemenin bulunmaması ve anasözleşmede bulunmayan hususlar hakkında TTK. hükümlerinin uygulanacağının kararlaştırılması karşısında, mahkemece, TTK.nun 441 nci maddesi hükmü uyarınca davalı şirkete re'sen tasfiye memuru atanması gereğinin gözardı edilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/1884, K. 2010/8200, 12 Temmuz 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama