KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/3001 E., 2010/9749 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
464 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 27.11.2008 tarih ve 2008/388-2008/566 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, davalı kooperatifin ortağı iken tasfiye kurulu kararı ile üyeliğinin feshine karar verildiğini, oysa tasfiye kurulunun ihraç kararı veremeyeceğini, bu nedenle anılan kararın yok hükmünde olduğunu ileri sürerek, kendisine tahsis edilen bağımsız bölümün mülkiyetinin ve üyeliğinin tespitine ve ihraç kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı temsilcisi, davacının üç aylık süre içinde dava açmaması nedeniyle kararın kesinleşmiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, hak düşürücü sürenin geçirilmiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine ilişkin verilen karar Dairemizce “davacı hakkında tasfiye kurulu tarafından alınan ihraç kararının 05.12.2004 tarihli genel kurul toplantısında onaylandığı, bu durumda davacının ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin olarak genel kurul tarafından alınmış bir kararın da söz konusu olduğu,
bu genel kurul kararının davacıya ayrıca tebliğ edilmesi gerektiği, mahkemece, bu kararın tebliğ edilip edilmediğinin belirlenmesi ve tebliğ edilmişse dava açma süresinin bu tebliğ tarihine göre belirlenmesi gerektiği, eğer tebliğ edilmemişse bu durumda dava açma süresinin hiç başlamadığının kabulü ile uyuşmazlığın esasına girilerek, davacı hakkında alınan ihraç kararının yerinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak, anılan genel kurul kararının davacıya tebliğ edilmediği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı temsilcisi temyiz etmiştir.
Dava, kooperatif ortağı olan davacının ihracına ilişkin verilen kararın iptali istemine ilişkindir.
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere Dairemizin bozma ilamında davacı hakkında tasfiye kurulu tarafından verilen ihraç kararının 5.12.2004 tarihli genel kurulda oylanarak onaylanmış olduğu, bu kararın davacıya tebliğ edilip edilmediğinin belirlenmesi ve şayet tebliğ edilmiş ise dava açma süresinin bu tebliğ tarihine göre belirlenmesi, eğer tebliğ edilmemişse bu durumda dava açma süresinin hiç başlamadığının kabulü ile uyuşmazlığın esasına girilmesi ve davacı hakkında alınan ihraç kararının yerinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş olup, mahkemece anılan genel kurul kararının davacıya tebliğ edilmediği belirlenerek sırf bu nedenle ihraç kararının iptaline karar verilmiştir.
Oysa, davacının ihracının onaylandığı genel kurul kararının davacıya tebliğ edilmemesi dava açma süresi bakımından önemli olup, verilen kararın yasal olmadığı anlamına gelmez. Bu itibarla, mahkemece, davanın yasal sürede açıldığının kabulü ile işin esasına girilerek, ihraç kararına dayanak ihtarların usulüne uygun düzenlenip düzenlenmediğinin ve istenen borcun gerçek borcu yansıtıp yansıtmadığının ve buna göre verilen ihraç kararının yerinde olup olmadığının belirlenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı yorum ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/3001, K. 2010/9749, 5 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama