KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/379 E., 2010/10502 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Ekim 2010
- Mahkemesi
- İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
899 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08.10.2008 tarih ve 2006/703 - 2008/234 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 19.10.2010 gününde davacı şirket müdürü ... ile davalı avukatı ...gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan davacı şirket müdürü ve davalı avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalılar tarafından "Glade Oto Parfümleri" adlı reklam filminde, müvekkili şirketin mali haklarının Türkiye temsilcisi bulunduğu "Love is in the air" isimli müzik eserinin izinsiz olarak kullanıldığını ileri sürerek, şimdilik (186.760) TL'nın temerrüt faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, reklam filmi için hak sahibi olan SC Blockbuster Media SLR ile anlaşılıp gerekli ödemenin yapıldığını, davacının hak sahipliğini kanıtlaması gerektiğini, talebin fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, dava konusu müzik eserinin sahibinin ... ve ... isimli şahıslar olduğu, bu eserin reklamlarda fon müziği olarak kullanım hakkının devredildiğine dair bir sözleşmenin bulunmadığı, davacı tarafça sunulan sözleşmelerde adı geçen ...şirketinin sadece telefon zil sesleri için mali hak elde ettiği ve davacının olsa olsa bu konuda bir lisans aldığı, dava konusu olayda anılan müzik eserinin mali haklarının devri ile ilgili silsilenin kurulamadığı, kaldı ki 01.07.2003 tarihli sözleşmede ...Music Publishing Germany GmbH şirketine hangi müzik eserlerinin devredildiğinin de belli olmadığı,
yine ...Music Publishing Ltd. ile Müzikotek adına ... Baydur arasında imzalanan 01.07.1996 tarihli sözleşmenin hangi müzik eserlerini kapsadığının belirtilmediği, bu devirlerin FSEK'nun 52. maddesine uygun bulunmadığı, davacının hak devraldığı ...şirketi ile ...
Ltd.Şti.'nden hak devralan ...şirketinin de farklı şirketler olduğu, yine davacının yetkilisi ...'ın hak devraldığı sözleşme 1996 tarihli iken Alman ...şirketinin hak devralma tarihi 2003 olduğundan, 2003 yılında devralınan hakların 7 yıl önce devredilmesinin de mümkün olmadığı, davacının dava konusu eser için Türkiye'de hak takip yetkisinin bulunduğunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, 5846 sayılı FSEK’na dayalı maddi tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda yazılı nedenlerle davacının dava konusu eser yönünden Türkiye’de hak takip yetkisinin bulunduğunu kanıtlayamadığı sonucuna varılmış ve davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa dava konusu “love is in the air” adlı musiki eserinin tüm telif haklarının tüm Dünya ülkelerinde kullanılmak üzere eser sahipleri olan ... ve ... isimli kişiler tarafından ... Ltd. isimli yayıncı şirkete 05.09.1977 tarihli sözleşme ile devredildiği konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Anılan şirket de 01.07.2003 tarihli sözleşme ile kendi portföyünde bulunan tüm eserlerin bütün hak ve menfaatlerinin bölge içinde ve süre boyunca kullanımı için ...Music Publishing Germany GmbH & Co. KG.’ne (...Almanya) münhasır lisans vermiştir.
Bu sözleşmenin 2. maddesinde söz konusu eserlerle ilgili tüm hak ve yetkiler yönünden lisans verildiği, hakların kapsamına telefon zil sesleri için eserde değişiklik yapılması hakkının da dahil olduğu, ancak devredilen hakların bununla sınırlı olmadığı belirtilmiştir. Dolayısıyla 01.07.2003 tarihli sözleşme ile sadece telefon zil sesleri için lisans verildiği yönündeki mahkeme kabulü doğru olmamıştır.
Davacı (editör) ise 01.07.1996 tarihli sözleşme ile ...Music Publishing Ltd.’ten (...İngiltere) (mal sahibi) Türkiye bölgesinde kullanılmak üzere, mal sahibinin denetiminde olan, haklarını devraldığı ve bundan sonra süre boyunca devralacağı tüm kompozisyonların söz ve müzikleri için royaltileri takip ve münhasır tahsil hakkını da içeren bir lisans almıştır.
Bu sözleşmenin tanımlar kısmında mal sahibi ibaresinin, bütün bağlı şirketleri ile birlikte ...İngiltere’yi ifade ettiği, süre boyunca mal sahibine ekleme ve azaltma yapılabileceği bildirilmiştir.
Bu durumda mahkemenin dava konusu müzik eseri yönünden 2003 yılında devralınan bir hakkın 7 yıl önce 1996 tarihinde devredilmiş olamayacağı gerekçesi de yerinde olmayacak, zira tam tersine bir işleyişle 1996 tarihli sözleşmeye, ...Almanya da 2003 yılında tüm portföyü ile birlikte sonradan katılabilecektir.
Nitekim yargılama aşamasında ibraz edilmemekle birlikte, davacı tarafından temyiz aşamasında dosyaya sunulan ve ...Almanya (malik) ile ...İngiltere (yapımcı yerel firma) arasında, malikin haklarının yapımcıya devri konusundaki 08.06.2001 tarihli sözleşme de bu kabulü doğrulamaktadır.
Ancak somut uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için tüm bu sözleşmelerin, özellikle uluslararası sistemin işleyişi ve 5846 sayılı FSEK’nun 52. maddesindeki yasal düzenleme gözetilerek geçerli olup olmadığının, aralarında sektörden bir bilirkişinin de bulunduğu heyet tarafından incelenip değerlendirilmesi gereklidir.
Davacı tarafından da, uluslararası alanda bu türden sözleşmelerin anılan şekilde yapılmasının zorunlu olduğu, zira hak sahibi şirketlerin ellerinde sayıları milyonlarla ifade edilen eserlerin bulunduğu, hem hak sahibi şirketlerin hem de eserlerin zaman içinde sürekli olarak değiştiği, aksinin kabulünün sistemi işleyemez hale getireceği iddia edilmiştir.
Mahkemece bu konuda iki kişiden oluşan bir bilirkişi kurulu oluşturulmuşsa da sektör bilirkişisi bu türden sözleşmelerin uygulamada mümkün ve yaygın olduğunu bildirmişken, hukukçu bilirkişi tarafından bütün hakların devredildiğine ilişkin sözleşmelerin FSEK’nun 52. maddesi kapsamında geçerli kabul edilemeyeceği belirtilmiştir.
Bu durum karşısında mahkemece, aralarında özellikle sektörden bir bilirkişi ile öğretim üyesi bir hukukçu bilirkişinin de bulunduğu üç kişiden oluşacak yeni bir heyet aracılığıyla inceleme yaptırılıp, uluslararası alanda mali hakların takibi sisteminin işleyiş şekli ve yukarıda yapılan açıklamalar da dikkate alınarak, bu türden sözleşmelerin yaygın ve geçerli kabul edilip edilmediğinin tartışılıp değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yukarıda değinilen hatalı tespitlerden ve çelişkili bilirkişi raporundan hareketle, davacının dava konusu eser yönünden Türkiye'de hak takip yetkisinin bulunmadığı sonucuna varılması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/379, K. 2010/10502, 19 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama