KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/396 E., 2010/6507 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Haziran 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
551 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14.10.2008 tarih ve 2007/234 - 2008/546 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili,müvekkilinin davalı bankada bulunan hesabından 19.465 YTL’nın internet vasıtasıyla başka hesaba aktarıldığını,davalı bankanın internet vasıtasıyla yapılan işlemlerde müşterilerin haklarını koruyucu tedbir almaması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek6.000 YTL’nın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş,05.03.2008 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 19.465 YTL’na yükseltmiştir.
Davalı vekili,taraflar arasındaki sözleşmede güvenlik hususunda davacının uyarıldığını,söz konusu havale işleminden dolayı sorumlu olmadıklarını,davacının kusurlu hareketi bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia,savunma ve dosyadaki belgelere göre,davacıya ait banka hesabından 19.02.2007 tarihinde 26 ayrı işlemle havale yapıldığı,havale edilen hesapların sıfır veya düşük bakiyeli olduğu halde bankanın müşterisine gerekli uyarıları yapmaması nedeniyle yüzde 90, davacının ise parola ve şifre gibi şahsi bilgileri korumakta yeterli özeni göstermemesi nedeniyle yüzde 10 kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 17.518,50 YTL’nın 02.03.2007 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir
Kararı,davacı ... davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK'nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda, davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır. Tüm kusur davalı bankada olduğu halde yazılı gerekçelerle tarafların birlikte kusurlu olarak kabul edilmesi doğru görülmemiştir.
3-Ayrıca,davacı 5335 SK yürürlüğe girmesinden sonra açılan davada reeskont oranında temerrüt faizi talebinde bulunduğuna göre, mahkemece 3095 sayılı Yasa'nın 2/2 maddesi uyarınca avans faizi nisbetinde temerrüt faizi isteyebilecek olan davacının bundan daha düşük olan T.C. Merkez Bankası'nın reeskont işlemlerinde uyguladığı faiz oranı nisbetinde temerrüt faizi isteyebileceği nazara alınarak o nispette faize hükmedilmek gerekirken bu husus nazara alınmadan yasal faize hükmedilmiş olması da bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/396, K. 2010/6507, 7 Haziran 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama