KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/4811 E., 2010/282 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Ocak 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
- Birleşen dava
- ANKARA 5.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Karar Metni
876 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 05.02.2009 tarih ve 2007/309 - 2009/50 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 12.01.2010 gününde davacı asil ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın Levent Şubesi’ne başvurarak 22.12.1993 Tarihli kasa tahsil fişi ile 1 yıl vadeli hazine bonosu aldığını, tahsil fişinde vade sonu itibarıyla 15.719.000.000.-TL nominal değer öngörüldüğünü, alım tarihinde hazine bonosunun bastırılmamış olması nedeniyle fiziki teslimin yapılmadığını, daha sonra davalı bankaya çekilen faks ile bonoların gecelik faizde değerlendirilmek üzere transferinin istenmesine rağmen bu istemin gereğinin yerine getirilmediğini ve oradan 5 ay geçtikten sonra faksın içeriğinin anlaşılamadığının bildirildiğini,
davalı bankanın davacı talimatına uygun davranmış olsaydı 01.02.1994 tarihiden itibaren hazine bonolarını ikinci piyasada değerlendirip Haziran 1994’e kadar gecelik faizde, daha sonra da süper bono ve Fon 4’de değerlendirileceğini ve bu şekilde herhangi bir zarara uğramayacağını, ancak davalı bankanın kusuru nedeniyle vade tarihinde ihtirazi kayıt ile yatırılan paranın tahsil edildiğini ileri sürerek,
fazlaya ilişkin haklarını saklı tutularak şimdilik 101.000.000.-TL’nın, ıslah ile de 280.000.000.000.-TL zararın 21.12.1994 tarihinden itibaren reeskont oranındaki temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiş, Dairemizin bozma kararından sonra 15.02.2008 tarihinde açılan birleşen davada ise, 279.900 YTL’nın 01.02.1994 tarihinden itibaren ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin aracı olarak Hazine’ce çıkarılan devlet tahvili ve Hazine Bonosu bedellerini yatırımcıdan tahsil edip Hazine’ye intikal ettirdiğini, Hazine’nin, Hazine Bonosu ve Devlet Tahvili basımı yapmaması nedeniyle davacıya fiziki teslim yapılamadığını, bankanın aracı kurum olarak anılan yatırım araçlarını geri alma taahhüdü olmadığını, davacının diğer yatırım araçları getirisinden yararlanamamasından davalı bankanın kusurunun bulunmadığını, davaya konu işlemin 01.02.1994 tarihi olup, birleşen davanın zamanaşımına uğradığını savunarak, asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir.
Mahkeme davanın reddine dair verilen karar, Dairemizin 19.10.2006 gün ve 2005/13305 Esas, 2006/10561 Karar sayılı ve 20.04.2007 gün ve 2007/3203-6467 sayılı kararları ile bozulmuştur.
Mahkemece bozma kararlarına uyularak yapılan yargılama sonunda dosya kapsamına göre, taraflar arasında bir mevduat sözleşmesi bulunduğu, davalı bankanın müşterisinin 01.02.1994 tarihli faks talimatına uygun davranmayarak zararına neden olup, sorumluluğu çerçevesinde davacı zararını tazmin yükümlülüğü bulunduğu, 21.12.1994 tarihinde oluşan zararın sözleşmeye aykırılığa dayandığı, alına bilirkişi raporuna göre davacı zararının 101.00 YTL’dan fazla olacağı, asıl davada davacı tarafın ıslah talebinin kabul görmemesi üzerine 15.02.2008 tarihinde birleşen davanın açıldığı, davalı banka tarafından süresinde zamanaşımı def’inde bulunulduğu,
davacı zararının 21.12.1994 tarihinde gerçekleştiğinin 20.04.2007 tarihli bozma kararında tespit edildiği, asıl davadaki ıslah talebinin ilk kararın 02.03.2000 tarihli ilk bozma kararından sonra 10.09.2001 tarihinde yapıldığı, sonraki bozmada HUMK’nun 84.maddesine atıfta bulunularak ıslah edilen miktar üzerinden hüküm kurulamayacağına işaret edildiği ve bu bozma kararına 20.09.2007 tarihinde uyulduğu, artık davacının ıslah talebinde bulunamayacağı hususunun kesinleştiği, davacının bu tarihten itibaren BK’nun 137.maddesi uyarınca zamanaşımı def’ine karşı 60 günlük süreden yararlanma hakkı doğduğu,
ancak birleşen davanın bu süre aşılarak 15.02.2008 tarihinde açıldığı, 21.12.1994 tarihine göre de 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle, asıl davanın kabulü ile 101.00 YTL’nın 21.12.1994 tarihinden itibaren reeskont oranında temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin asıl davada verilen hükme yönelik bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacı vekili, işbu dava dosyası ile birleştirilen davada 279.900 YTL’nın 01.02.1994 tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte tahsilini istemiştir. Davacı tarafın da kabulünde olduğu üzere, davacı zararının doğduğu tarih 21.12.1994 olup, 15.02.2008 tarihinde açılan birleşen davada davalı taraf zamanaşımı def’inde bulunmuştur.
Davacı tarafından açılan asıl davada davanın reddine dair verilen 03.06.1999 tarihli karar, Dairemizin 02.03.2000 tarih, 2000/8020-1731 sayılı kararı ile davacı yararına bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sırasında davacı vekili 10.09.2001 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini artırarak, 280.000.000.000.-TL’na çıkarmıştır. Mahkemece 09.06.2005 tarih, 2005/149-344 sayılı karar ile, ıslah dilekçesi ile talep edilen miktar da gözetilerek 12.000.000.000.-TL’nın tahsiline karar verilmiştir. Dairemizin 19.10.2006 gün ve 2005/13305 Esas, 2006/10561 Karar sayılı kararı ile, “Bozma kararından sonra ıslah olamayacağı” gerekçesi ile mahkemenin kararının bozulmasından sonra davacı vekili bu kez 15.02.2008 tarihli dilekçe ile birleşen davayı açmıştır.
Mahkemece, birleşen davanın BK’nun 137.maddesinde yazılı 60 günlük sürede açılmadığı gerekçesi ile reddine karar verilmiştir.
Ancak, BK’nun 137.maddesindeki 60 günlük munzam süre, “davanın yetkili mahkemede açılmaması veya tamiri mümkün ve şekle ilişkin noksanlık olması yada davanın vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmesi” halinde uygulanacak olup, “bozma kararından sonra ıslah yolu ile müddeabihin artırılmasının mümkün olmaması” nedeniyle davanın reddi halinde açılacak ek davada BK’nun 137.maddesinde yazılı 60 günlük munzam sürenin uygulanması mümkün değildir.
Davacı zararının gerçekleştiği 21.12.1994 tarihinden birleşen davanın açıldığı 15.02.2008 tarihine kadar BK’nun 125.maddesinde yazılı 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği dikkate alındığında, birleşen davanın bu gerekçe ile reddedilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddedilmesi doğru değil ise de, sonucu itibariyle doğru olan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/4811, K. 2010/282, 14 Ocak 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama