KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/5388 E., 2010/3777 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Nisan 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
552 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Şiran Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 23/07/2008 tarih ve 2006/47-2008/57 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalı ... şirketinin trafik sigorta poliçesi ile sigortaladığı otobüsün kaza yapması sonucu araçta bulunan müvekkillerinin çocuğunun öldüğünü ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı olarak şimdilik 20.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davacı tarafa 18.400,00 TL ödemede bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı ... şirketince sigortalı aracın sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde tam kusurlu olduğu ve sigorta şirketinin davacılara yaptığı ödeme düşüldükten sonra destek tazminatı bakiyesinin 25.312,00 TL olduğu gerekçesiyle davanın anılan bu miktarla kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2) Dava, trafik kazası sonucu otobüsteki yolcunun ölümü nedeniyle destekten yoksunluk tazminatı istemine ilişkindir.
Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 85. maddesine göre ıslah, iki tarafın da hazır olduğu oturumda sözlü olarak yapılabilir. Aynı madde uyarınca ıslah, duruşma dışında yapılmak istenirse veya karşı taraf ıslahın yapıldığı oturumda hazır değilse, ıslah mahkemeye verilecek iki nüsha dilekçe ile olur ve bir nüshası karşı tarafa tebliğ edilir. HUMK'nun 88. maddesine göre, davasını tamamen ıslah etmiş olan davacının, üç gün içinde mahkemeye yeni bir dava dilekçesi vermesi gerekir. Bu üç günlük süre, tamamen ıslah, oturumda sözlü olarak yapılmışsa, ıslah beyanının oturumda tutanağa geçirildiği tarihten işlemeye başlar, oturum dışında yazılı olarak yapılmışsa, ıslah dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği tarihten başlar. Üç günlük sürede yeni bir dava dilekçesi verilmezse dava iptal olunur.
Somut olayda davacı vekili dava dilekçesinde talebini 20.000,00 TL olarak belirtmiştir. Bilirkişi raporu ile bu tutardan daha yüksek bir tazminat miktarının hesaplanması üzerine de 18.06.2008 tarihli celsede davanın ıslahı yönünde beyanda bulunmuştur. Ancak, davalı vekili bu duruşmada hazır bulunmadığı gibi usule uygun bir ıslah dilekçesi hazırlanarak mahkemeye sunulmuş ve davalı vekiline de tebliğ edilmiş değildir.
HUMK'nun 88.md. hükmü davanın tamamen ıslahı halinde uygulanır. Kısmi ıslah yapan tarafın ıslah ettiği usul işlemini üçgün içinde yapmadığı gerekçesiyle dava iptal edilemez.
Davacının dava dilekçesindeki tazminat talebini artırması kısmi ıslaha konu olup, karşı tarafın hazır olmadığı oturumda davacı vekilinin sözlü ıslah beyanı üzerine, hakimin, ıslah ettiği usul işlemini yapması, ıslah edilen taleplerini açıklayan ıslah dilekçesini sunması için davacıya kesin mehil vermesi ve dilekçeyi davalı vekiline tebliğ ettirmesi gerekir.
Bu süre içinde, ıslah edilen işlem yapılmazsa hiç ıslah yapılmamış gibi eski dava dilekçesi üzerinden davaya devam edilir.
Islah edilen miktara ilişkin harç hükümden sonra tahsil edildiğine göre, artık harç tahsiline gerek olmayıp, mahkemenin açıklanan işlemleri yerine getirmesi, ıslah dilekçesine karşı davalı tarafın cevap imkanını tanıması ve sonucuna göre bir karar vermesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmediğinden kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/5388, K. 2010/3777, 5 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama