KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/5687 E., 2010/11938 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Kasım 2010
- Mahkemesi
- İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
369 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05.12.2008 tarih ve 2007/167 - 2008/311 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin Türk Patent Enstitüsü nezdinde tescilli "SANKO" marka ve logoları ile ticari hayatta faaliyet gösterdiğini, "SANKO" ibaresinin ticaret unvanı olarak da müvekkili şirket adına tescilli olduğunu, davalının "Sanko Elektrik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi" ticaret unvanı ile 26.02.1998 yılından bu yana faaliyet gösterdiğini, davalı tarafından kullanılan "Sanko" ibaresinin davalı adına tescilli marka olmadığını, davalı tarafından ticaret unvanı olarak kullanılan "Sanko" ibaresinin müvekkili şirket adına tescilli "SANKO" markası ile aynı olduğunu,
bu durumun müvekkilinin markadan doğan haklarına tecavüz oluşturduğunu, aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek, davalının müvekkil şirketin marka haklarına tecavüz teşkil eden fiillerinin tespitine, durdurulmasına ve giderilmesine, davalının "Sanko" ticaret unvanının ticaret sicilinden terkinine, kararın ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı temsilcisi, "Sanko" ibaresini marka olarak kullanmadığını, şirket unvanı olarak kullandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, davalı tarafın "SANKO" markasını ürün veya hizmetlerinde kullandığının veya markaya tecavüz ettiğinin kanıtlanamadığı, söz konusu ibare üzerinde davacının öncelik hakkına sahip olduğu, ancak davalının ticaret unvanının 15 Mart 1995 yılında tescil edilmesine rağmen davanın tescilden itibaren 12 yıl sonra açıldığı, davalının ticaret unvanının kötüniyetle tescil edildiğine yada davacı markasının o tarihte tanınmış marka olduğuna ilişkin delil sunulmadığı, Yargıtay kararlarında 5 yıldan fazla süreyle, kullanıma ses çıkarılmamasının hakkın kaybına neden olacağının kabul edildiği, ticaret unvanının terkini koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/5687, K. 2010/11938, 23 Kasım 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama