KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/616 E., 2010/10843 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
776 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29.01.2008 tarih ve 2003/345-2008/19 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 26.10.2010 gününde davacı avukatı ... geldi, davetiye tebliğine rağmen davalı vekili duruşmaya gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı ...A.Ş. ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı arasında imzalanmış imtiyaz sözleşmesi çerçevesinde, ...A.Ş. ile 1992 yılında imzaladığı sözleşme uyarınca 30 yıllığına İstanbul Anadolu Yakasının “elektrik direkleri, trafolar, binalar” gibi reklam alanlarının kullanım hakkına sahip olduğunu, bu arada TEK ile ...A.Ş. arasında 21.11.1989 tarihinde görev verme, 30.03.1996 tarihinde de 3096 Sayılı Kanun’a dayanılarak işletme devir sözleşmesi imzalandığını, Anayasa Mahkemesi’nin 09.02.1994 gün ve 1994/43 E,
42-2 K sayılı kararı uyarınca bu yasaya göre yapılan sözleşmelerin kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleri niteliğinde olduğunu, müvekkili şirketin her yıl olduğu gibi 23.12.2002 tarihinde fiyat belirleme amacıyla gönderdiği yazıya, davalı şirketçe 02.04.2002 tarihinden itibaren İstanbul Anadolu Yakasında elektrik ticareti faaliyetlerinin devralındığı ve 1992 tarihli sözleşmenin hükümsüz sayıldığı cevabının verildiğini, oysa TEK ile ...A.Ş. arasındaki imtiyaz sözleşmesinin ortadan kalkmasının, davalının halen yürürlükte olan 1992 tarihli sözleşme uyarınca ...A.Ş.’nin halefi konumunu etkilemeyeceğini ileri sürerek,
(40.000)TL manevi ve şimdilik (1.000)ÜTL maddi tazminatın sözleşmenin feshedildiği tarihten itibaren ticari reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, 08.11.2007 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini (30.000)TL’na yükseltmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, Enerji ve Tabi Kaynaklar bakanlığı ile dava dışı ...A.Ş. arasında imzalanan imtiyaz sözleşmesinin kaldırılması halinde de imtiyaz sahibi şirket ile yapılan sözleşmelerden doğan yükümlülüklerin halefiyet ilkesi gereği devam edeceği, bu nedenle ...A.Ş.’nin halefi olan davalının 24.06.1992 tarihli davacı ve ...A.Ş. arasındaki sözleşme ile bağlı olduğu, nitekim davalının görevi devraldığı 02.04.2002 tarihinden 23.12.2002 tarihine kadar sözleşme hükümlerini uyguladığı, 24.06.1992 tarihli sözleşmede bir sürenin belirlenmediği, herhangi bir infisahi şartın da kararlaştırılmadığı,
bu durumda sözleşmenin taraflarca haklı nedenle feshedilmedikçe yürürlükte kalacağı, davalının mevcut sözleşmeyi feshetmeden aynı işi başka bir şirkete verdiği, bu durumda davacının 1 yıllık kâr mahrumiyetinden doğan müspet zararını BK’nun 96. maddesi uyarınca isteyebileceği, davacının davalıyı temerrüde düşürdüğünü ve şahsiyet haklarının zarara uğradığını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, (30.000)TL maddi tazminatın (1.000)TL’na dava, (29.000)TL’na ıslah tarihinden itibaren temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava, davacı ile dava dışı ...A.Ş. arasındaki İstanbul İli Anadolu Yakasının elektrik tesislerinin reklam amaçlı kullanımına ilişkin 24.06.1992 tarihli sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak uygulanmayıp hükümsüz sayıldığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece ...A.Ş.’nce imtiyaz hakkına dayanılarak imzalanan bu sözleşmeden doğan yükümlülüklerin, imtiyaz sözleşmesinin kaldırılması halinde halefiyet ilkesi gereğince imtiyaz hakkının yeni sahibi davalı ile devam edeceği, nitekim davalının da imtiyaz hakkını devraldığı 02.04.2002 tarihinden 23.12.2002 tarihine kadar sözleşme hükümlerini uyguladığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Ancak ...A.Ş. ile Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı arasındaki imtiyaz sözleşmesinin, Danıştay 10. Dairesinin 27.03.2002 tarihli kararı ile iptal edilmesi üzerine, Bakanlar Kurulu’nca 15.04.2002 tarihinde, daha önce ...A.Ş.’nce yapılan elektrik dağıtım ve ticaretinin artık TEDAŞ. tarafından yapılmasına karar verilmiş, böylece davacı ile ...A.Ş. arasındaki 24.06.1992 tarihli sözleşme de fiilen uygulanamaz hale gelmiştir.
Davacının sözleşme imzaladığı şirket ...AŞ. olup, davalı TEDAŞ.’nin bu olayda ...AŞ.’nin külli halefi olması veya ticari işletmesini ondan devralması gibi herhangi bir sebeple anılan sözleşmenin tarafı haline gelmesi söz konusu değildir.
Davalının 02.04.2002 tarihinden 23.12.2002 tarihine kadar davacının varsa reklam amaçlı kullanımına sessiz kalması da, o dönemde mevcut hukuki belirsizlikler ve davalıya işletme hakkı verilen bölgenin genişliği gibi somut olayın özel koşulları dikkate alındığında, davacı ile dava dışı ...A.Ş. arasındaki 24.06.1992 tarihli sözleşmeyi aynı şartlarla devam ettireceği anlamına gelmez.
Davalının bu süre içinde davacıdan herhangi bir ücret aldığı iddiası da ortaya konulmadığına göre, anılan sessiz kalma sadece fiili bir durumu yansıtıp, davalının sözleşmeye katılma iradesini göstermez.
Bu durum karşısında mahkemece, somut olayın özellikleri de dikkate alınarak, öncelikle davalının pasif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığının yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir. 2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; yukarıda açıklanan bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/616, K. 2010/10843, 26 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama