KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/6428 E., 2010/12449 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Aralık 2010
- Mahkemesi
- İstanbul 2.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
424 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12/01/2009 tarih ve 2008/50-2009/22 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, asıl ve birleşen davalarında davalıların, adına tescilli faydalı modellere tecavüz ettiklerini ileri sürerek, bu durumun tespitine ve maddi durumun ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, asıl davada yetkili mahkemenin davacının ikametgahının bulunduğu yer Bakırköy Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, birleşen davada ise, davalının ikametgahı yer Kayseri 3. Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, davaların esastan reddinin gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, davacının tescilli faydalı modellere dayandığı, bu faydalı modellere tecavüz edildiğini iddia ettiği, dosyaların birleştiği, 551 sayılı KHK'nin 137/2. maddesi uyarınca bu tür davalarda davacı ikametgahı veya tecavüzün bulunduğu yer mahkemelerinin yetkili olduğu, davacının tecavüzün nerede gerçekleştiğini dava dilekçesinde açıklamadığı, ikametgahının Bakırköy Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin yetki sınırları içinde kaldığı, mahkemenin yetkili olmadığı gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliğine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde yetkili ve görevli Bakırköy Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
1-Asıl ve birleşen davalar, faydalı modellere yapılan tecavüzün tespiti ve maddi durumun ortadan kaldırılması istemlerine ilişkindir.
HUMK'nun 45 nci maddesine göre ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları halinde birleştirilerek bakılabilmeleri mümkündür. Ancak, birleştirme kararı, taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan çözümleyen bir karar değildir. Bu karar, sadece birleştirilen davaların tahkikat safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurup, her dava, ayrı ayrı hükme bağlanmalıdır. Davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Başka bir anlatımla, birleştirmeye konu davalar bağımsız kimliklerini muhafaza ederler. Bu durum karşısında, asıl dava ve birleşen dava mevcut olmasına rağmen tek dava varmış gibi hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2-Ayrıca, HUMK'nun 388/2. maddesine göre bir kararda bulunması gereken zorunlu unsurlardan biri de tarafların kimlikleridir. O halde, gerekçeli kararda birleşen davanın davalısının kimliğine yer verilmemesi de yanlış olmuş, kararın bu yönüyle de bozulması gerekmiştir.
3-Bozma neden ve şekline göre, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/6428, K. 2010/12449, 6 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama