KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/6884 E., 2011/6409 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Mayıs 2011
- Mahkemesi
- Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
660 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 26/02/2009 tarih ve 2007/165-2009/54 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 24.05.2011 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ..... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi .... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin “TARO” markasının sahibi olup, bu ibarenin aynı zamanda ticari unvanı olduğunu, dünyanın pek çok ülkesinde marka olarak tescilli olan ve 1950 yılından beri kullanılan sözkonusu unvan ve markanın asli iştigal alanını oluşturan 05. sınıftaki ilaç ürünleri için Türkiye’de de halen kullanıldığını, müvekkiline ait markanın tanınmış bir marka olarak kabulünün gerektiğini, müvekkilinin bu ibarenin ilaç ürünleri için Türkiye’de de marka olarak tescili amacıyla yaptığı başvuru sırasında davalı şirket adına tescilli “TORO” markasından haberdar olunduğunu,
müvekkili tarafından yapılan marka tescil başvurusunun davalı şirkete ait “TORO” ibareli marka gerekçe gösterilerek TPE tarafından 556 sayılı KHK’nin 7/1-b maddesi uyarınca reddedildiğini, bu nedenle davalı şirkete ihtarname keşide edilerek müvekkilinin Türkiye’de kullandığı “TARO” markasının davalının marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediğine yönelik görüşlerini bildirmesinin davalıdan istenildiğini ancak davalının isteme yanıt vermediğini ileri sürerek,
müvekkili şirketin eczacılık ürünleri için kullandığı “TARO” markasının 556 sayılı KHK’nin 74. maddesi uyarınca davalının “TORO” ibareli marka hakkına tecavüz teşkil etmediğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı tarafından 05. sınıfta marka olarak tescil edilmek istenen “TARO” ibaresi ile müvekkili şirket adına TPE nezdinde 1993 yılından beri tescilli bulunan “TORO” markasının ayırt edilemeyecek kadar benzer olup, böyle bir tescilin mal ve hizmetler arasında karışıklığa neden olacağını ve müvekkiline ait tescilli markaya tecavüz teşkil edeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının 1950 yılından bu yana “TARO” ibaresini ticaret unvanının ayırt edici eki ve marka olarak kullandığı, eczacılık ürünlerinde faaliyette bulunup, markalarının dünyanın hemen hemen her bölgesinde yer alan ülkelerde, yerel ve OHİM gibi birliklerde bölgesel tescillerinin olduğu, gerçekleştirdiği ticari faaliyet ve promosyon ile tanıtımlar sayesinde gerek unvanının gerekse tescilli “TARO” markasının 556 sayılı KHK’nin 7/i maddesinin tanımladığı manada tanınmış bir marka olduğu, Türkiye’de de 2002 yılından bu yana kullanıldığı,
davalının marka hakkına dayalı olarak davacıya yönelik herhangi bir hukuki yola müracaat etmediği, davacının bu şekilde ticaret unvanını Türkiye’de de kullanması sebebiyle Paris Sözleşmesi’nin 8. maddesi uyarınca unvanını Türkiye’de tescil ve tevdi etmek mecburiyetinde kalmaksızın kullanma hakkı edindiği, aynı biçimde davacının gerçekleştirmiş olduğu bu ticari faaliyet ile Türkiye’de tescilsiz “TARO” ibaresi üzerinde artık kendisinden bu işareti kullanımının terki istenemeyecek derecede hukuki bir durum kazandığı,
davalının davacının bu eylemlerine ses çıkarmaması sebebiyle davacının artık bundan sonra da kendisine karşı bir müdahalede bulunulmayacağı konusunda korunması gereken bir güven edindiği, davacının TARO ibaresini 1950 yılından bu yana dünyanın bir çok ülkesinde gerek unvansal ve gerekse markasal manada tanınmışlık derecesine ulaşacak biçimde eczacılık ürünleri için kullanmış olması karşısında aynı ibarenin 2002 yılından bu yana geçen zaman içerisinde kullanıma başlamasının kötü niyetli bir girişim olarak da nitelendirilemeyeceği, bu durumda davalının tescilli markadan doğan haklarını artık davacıya karşı kullanamayacağı,
sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı soncuna varılarak, davanın kabulü ile davacının eczacılık ürünleri için Türkiye’de kullandığı “TARO” işaretinin 556 sayılı KHK’nin 74. maddesi uyarınca davalıya ait 147492 sayılı “TORO” ibareli marka hakkına tecavüz teşkil etmediğinin tespitine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/6884, K. 2011/6409, 26 Mayıs 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama