KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/9903 E., 2011/1153 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Şubat 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
549 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15.07.2008 tarih ve 2006/319-2008/264 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 25.01.2011 gününde davacı vekilleri avukat Necmiye Bayrakçeken avukat Bahsegül Bayrakçeken ile davalı vekili avukat Sibel Topçuoğlu gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili müvekkili şirketin Türkiye’de ve dünyanın 97 ülkesinde uluslar arası 1-42. sınıfları kapsayan eşya hizmetler için tescilli “IKEA + Şekil” dan ibaret şekil esas unsurlu mamul ve şekil markasının maliki olduğunu, “yağmur” markasının 06,08,17,19,20. ve 24. sınıflara dahil emtialar için, “ALMİNA”, “SİERRA” ve “GRANADA” markalarının 20. sınıfa dahil emtialar için davalı adına tescilli bulunduğunu, davalının markaları 556 sayılı KHK’nun 14. maddesine uygun bir kullanımının bulunmadığını ileri sürerek söz konusu markaların tüm emtialar yönünden 556 Sayılı KHK’nın 14,42/c maddeleri uyarınca hükümsüz bulunmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının beş yıllık hak düşürücü süreyi kaçırdığını markaların birbiriyle iltibas yaratmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporlarına göre, davaya konu markalar için 586 Sayılı KHK’nun 14 ve 42/c maddeleri anlamında hükümsüzlük şartları oluşmadığı gibi, davacının 556 Sayılı KHK’43. maddesi uyarınca zarar gören kişi sıfatını taşımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- KHK.nun 14.maddesi uyarınca marka sahibi, tescilli markasını kural olarak yurt içinde veya ihracatta, kendisi veya izni ile 3.şahıs tarafından sicilde kayıtlı mallar ve hizmetler için işlevlerine uygun, ciddi, ekonomik şekilde kullanmasının gerektiği gibi markayı kullanmaya da kesintisiz beş yıl ara vermemek zorundadır. Ayrıca, markanın tescil edildiği mallardan veya hizmetlerden sadece bir bölümü için kullanılması, diğerleri için de kullanımın koşullarının gerçekleştiği anlamına gelmez (556 sayılı KHK. 42/II). Zira, hakkı devam ettirici kullanma ancak marka sahibi markayı sicilde kayıtlı mal veya hizmetler için fiilen kullandığında var olacaktır. Kullanmama aralıksız beş yıl devam etmelidir. Beş yıllık süre, tescilden itibaren başlayacaktır.
Öte yandan 556 sayılı KHK’nın 43.maddesinde yer alan “zarar gören kişi” kavramı geniş yorumlanmalı ve buna sadece hükümsüzlüğü gereken bir markanın kullanımı dolayısıyla mal varlığından bir azalma meydana gelmiş (zarara uğramış) kişiler değil,bir menfaati veya hakkı halele uğramış tüm kişiler dahil edilmelidir.
Bu durumda davacının zarara uğrama tehlikesi altında bulunduğu ve söz konusu işareti kullanabilme olanağı haksız biçimde kısıtlanan veya kısıtlanma tehlikesi altında olduğu kabul edilerek davacının tüm emtia sınıfları için dava açma hakkının bulunduğu kabul edilmek suretiyle davalı markalarının tescil edildiği mallardan kullanılmadığı anlaşılan bölümü için hükümsüzlük isteminin kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuş ve kararın açıklanan nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/9903, K. 2011/1153, 3 Şubat 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama