KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/10279 E., 2012/1727 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Şubat 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
451 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17/12/2009 tarih ve 2008/83-2009/571 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankadaki hesabından iradesi dışında internet bankacılığı aracılığıyla dava dışı üçüncü kişilerce havale yapılarak para çekildiğini ve gerekli önlemleri almayan davalı bankanın bu zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, 42.000,00 TL’nin davalıdan faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, zarardan müvekkilinin sorumlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, güvenlik önlemlerini yeterli düzeyde almayan davalı bankanın oluşan zarardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
KARŞI OY YAZISI
Dava, davacının şifresinin üçüncü kişilerce kullanılmak suretiyle davalı banka şubesinde mevcut hesabından yapılan havaleler yoluyla gerçekleşen zararın davalı bankadan tahsiline yöneliktir.
Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı üzere, dolandırıcılık eylemi, bir diğer deyimle “zararlı sonuç” davacının bilgisayarından elde olunan kişisel bilgileri kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmiştir.
Davada, davacı yan, internet bankacılığında kullanmış olduğu şifrenin başkalarınca ele geçirilmesini önlemek için gerekli önlemleri aldığını ileri dahi sürmemiş, bu konudaki önlemlerin alınmasının davalı bankanın sorumluluğunda olduğunu iddia etmiş, buna mukabil davalı banka ise, davacının bilgisayarında mevcut uygulama programına kadar internet bankacılığı sistemi ile ilgili olarak günümüz teknolojisine ve uluslar arası standartlara uygun olarak her türlü güvenlik önlemini almış olduğunu, davacının şifresinin ele geçirilmesinde sistemin ve dolayısıyla bankanın bir kusuru bulunmadığını savunmuştur.
Öte yandan, taraflar arasındaki sözleşmede de davacının kişisel bilgilerini korumak, üçüncü kişilerin eline geçmesini engellemek konusunda taahhütte bulunduğu görülmüştür.
O halde, mahkemece, yukarda kısaca özetlenen iddia ve savunma çerçevesinde taraflarca sunulan delillerin, yine yukarda belirtilen uyuşmazlık konusu olmayan hususlar nazara alınarak değerlendirilmesi ve dosya üzerinde yaptırılan ve genelgeçer teknik ve hukuki değerlendirmeler içeren bilirkişi incelemesi ile yetinilmeyerek gerek davacının ve gerekse de bankanın internet bankacılığı için kullandığı sistemler üzerinde uzman kişiler marifetiyle inceleme yapılarak ortaya çıkan zararlı sonuçta tacir olan ve basiretli davranma yükümlülüğünde bulunan taraflara izafe edilebilecek kusur durumu belirlenmek suretiyle hükme varılması gerekirken, yetersiz inceleme ve araştırmaya dayalı olarak hükme varılması doğru değildir.
Açıklanan tüm bu nedenlerle, yerel mahkeme kararının bozulması görüşünde bulunduğumdan, Dairemizin muhterem çoğunluğunun kararın onanmasına ilişkin görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/10279, K. 2012/1727, 10 Şubat 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama