KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/11082 E., 2010/9977 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
468 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Çumra Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05.08.2008 tarih ve 2006/456 - 2008/407 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili aleyhine 16.12.1997 tarihinde düzenlenen 31.08.1998 vade tarihli 2753 senet numaralı müşterek ve müteselsil borç senedine dayalı olarak icra takibi yapıldığını, müvekkilinin 27.07.1980 doğumlu olması sebebiyle takibe konu borç senedinin düzenlenme tarihinde reşit olmadığını ileri sürerek, müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ve takibin müvekkili yönünden iptalini, davalı kooperatif aleyhine % 40'tan aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının kooperatife ibraz ettiği ikamet senedi ve nüfus cüzdanı örneğinde doğum tarihinin 20.07.1979 olarak gözüktüğünü, buna göre davacının reşit olduğunu, daha sonra senedin tanzim tarihinde reşit olmadığı iddiasının hakkın kötüye kullanılması olduğunu savunarak, davanın reddi ile davacı aleyhine %40'tan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, sözleşmenin yapıldığı tarihte davacının 18 yaşını doldurmadığı, davacı aleyhine başlatılan icra takibinde asıl borcundan değil, müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatından dolayı takip yapıldığı, davacının davalı kooperatif aleyhine sebepsiz zenginleşmediği,
davalı vekili davacının 2002 yılında müfettişlere verdiği ifadelerde, sözleşmelerdeki imzaları kabul etmesinin sözleşmeyi geçerli hale getireceğini savunmuş ise de MK'nun 342/3, 343, 449 maddeleri nazara alındığında, mutlak butlanla geçersiz bir sözleşmedeki imzanın sözleşmenin yapıldığı tarihte reşit olmayan kimse tarafından reşit olunca kabul edilmesi halinde de sözleşmeyi geçerli hale getirmeyeceği, kefalet sözleşmesinin yasak işlemlerden olduğu,
zımni rıza ile de geçerli hale gelemeyeceği, bu durumda sözleşmenin geçersizliği sebebiyle bir zarar vuku bulmuşsa bu zararın karşılanmasının talep edilebileceğinden bu savunmaya itibar edilmediği, takibin davacının kefaleti dolayısı ile yapıldığından davacının, davalı aleyhine sebepsiz zenginleşmediği, davalı alacağını asıl borçludan alamadığı taktirde sözleşmedeki değer müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla kefil olmuş kişilere kefaletlerinden dolayı başvurup alacağını alabileceği, davaya esas teşkil eden icra takibinin kefaletten kaynaklandığı,
davacı vekili de son celsede kefaletten dolayı borçlu olmadıklarının tespitini talep ettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının davalıya takip konusu yapılan müşterek ve müteselsil borç senedinden dolayı müşterek borçlu, müteselsil kefil sıfatı ile borçlu olmadığının, bu sıfatla borcun ifasını deruhte etmiş olmadığının tespitine ve fazlaya ilişkin talebin reddine, icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/11082, K. 2010/9977, 11 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama