KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/12491 E., 2010/12431 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Aralık 2010
- Mahkemesi
- İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
766 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17.04.2008 gün ve 2007/257 - 2008/93 sayılı kararı onayan Daire’nin 03.06.2010 gün ve 2008/11619 - 2010/6339 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin İtalyan menşeli bir firma olup uzun yıllardır pilavlık pirinç ürün imalatı ile iştigal ettiğini, 2000 yılından beri Türkiye'de faaliyet gösterdiğini ve ürünleri üzerinde HOROZ işaretini kullandığını, müvekkilinin tam HOROZ şeklini İtalya'da 1973 yılında ve yarım horoz şeklini ise Danimarka'da 1985 yılında tescil ettirdiğini, anılan ibare üzerinde 556 sayılı KHK'nin 8/3 ve 8/5. maddeleri uyarınca öncelik ve telif hakkı sahipliği bulunduğunu, davalının kötüniyetli olarak tescil ettirdiği 1986/92015, 1991/130594, 130595, 130596 ve 130597 sayılı markalarda müvekkiline ait yarım horoz şeklinin kopyasının ve benzerinin kullanıldığını ileri sürerek, davalı adına tescilli markaların hükümsüzlüğüne ve hüküm özetinin ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu markaların tescilinden itibaren 15 yılı aşkın süre geçtiği, davalının kötüniyetli olduğunun kanıtlanamadığı, aradan geçen uzunca bir süre boyunca davalı kullanımına sessiz kalındıktan sonra dava açılmasının MK'nun 2. maddesi anlamında hakkın kötüye kullanımı niteliğinde bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olarak verilen karar Dairemizce onanmıştır.
Davacı vekili, karar düzeltme talep etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
2-Ancak, dava dilekçesinde dava konusu 1986/92015 sayılı markanın esaslı unsurlarından birisini oluşturan "yarım horoz şekli"nin davacı tarafından 1982 yılından itibaren menşe ülke İtalya'da ve 1985 yılında Danimarka'da marka olarak tescil ettirilerek yaygın bir şekilde kullanılan grafik çizimin kopyası olduğu, sözkonusu şeklin dava dışı İtalyan uyruklu sanatçı tarafından meydana getirilen bir güzel sanat eseri olup, eser üzerindeki mali hakların eser sahibi sanatçı tarafından davacıya devredildiği iddia edilerek, 556 sayılı KHK'nin 8/5 ve 42/1-(b) maddesine dayalı olarak da hükümsüzlüğe karar verilmesi istenilmiştir.
Dava konusu 1986/92015 sayılı markada yer alan "yarım horoz şekli"nin davacı tarafından 1982 tarihinden itibaren yurt dışında marka olarak kullanılan işaret ile ayırt edilemeyecek derecede benzer bulunduğu dosyada mevcut delillerden anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacının kullandığı sözkonusu işaretin 5846 sayılı FSEK'nun 4. maddesi uyarınca güzel sanat eseri olup olmadığının ve davacının eser sahibinden mali hakların devralındığına dair iddiası ve dellilerinin de işbu davada 5846 sayılı FSEK hükümleri ve 556 sayılı KHK'nin 8/5. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gereklidir.
Çünkü, davacı tarafın dayandığı işaretin 5846 sayılı FSEK hükümlerine göre eser olduğunun belirlenmesi halinde, eser üzerindeki aynı Kanun'dan kaynaklanan mali ve manevi haklar eser sahibine ait olacağından; yabancı uyruklu bir eser sahibinin malik olduğu ve mutlak nitelikteki mali ve manevi haklar 5846 sayılı FSEK'nun 27. maddesiyle tanınan koruma süresi boyunca ve herhangi bir tescil mecburiyeti bulunmaksızın Bern ve TRIPS sözleşmeleri ile 5846 sayılı FSEK'nun Ek 2. maddesiyle dava tarihinde yürürlükteki 88. maddesine göre Türkiye'de de korunacaktır.
Aynı koruma, eser sahibinden mali hakları devralan kişiler yönünden de devraldıkları mali haklarla sınırlı olarak geçerlidir.
MK'nun 2. maddesi, marka sahibinin önceki kullanıma karşı sessiz kalınmış olmakla birlikte; hak sahibinden izin alınmaksızın gerçekleştirilen kullanımın dava tarihinden sonrası için de eser sahibinin 5846 sayılı FSEK hükümlerine göre sahip olduğu mali hakların marka sahibine devredilmiş sayılacağı sonucunu doğuracak şekilde eser sahibi veya eser sahibinden mali hakları devralan kişiler aleyhine ve bu kişilerin sahip olduğu mutlak nitelikli haklarını ortadan kaldıracak biçimde yorumlanamayacağı gibi,
Kanun'un koyduğu geçerlilik şartına dayanan bir kimsenin 5846 sayılı KHK'nin 27. maddesindeki koruma süreleri içerisinde dava açması da hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemez. Nitekim, Dairemizin 04.12.1975 tarih 4967/7001 ve 14.05.2010 tarih 4406/5379 sayılı kararlarında da aynı görüş benimsenmiştir.
O halde, mahkemece davacının 556 sayılı KHK'nin 8/5. fıkrasına dayalı ididasının da dikkate alınarak, bu hususa ilişkin inceleme yapılması ve davacının yurtdışı kullanımı ve eser sahibinden mali hakların devralındığına ilişkin olarak dayanılan 02.10.2006 tarihli belgenin birlikte değerlendirilmesi suretiyle bir sonuca varılması gerekirken, kararda yazılı gerekçelerle dava konusu 1986/92015 sayılı markayla ilgili hükümsüzlük davasının da reddi isabetli olmamakla birlikte kararın Dairemizce de onandığı anlaşıldığından, davacı vekilinin bu yöne ilişkin karar düzeltme isteğinin dava konusu 1986/92010 sayılı markaya ilişkin olarak kabulüyle Dairemiz onama kararının kaldırılarak kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/12491, K. 2010/12431, 3 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama