KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/12910 E., 2012/4338 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Mart 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
539 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 26/05/2010 tarih ve 2007/139-2010/266 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı bankanın Tuzpazarı Bursa Şubesinde 09000797 nolu çek hesabı bulunduğunu, bu hesaptan kendi isteği ve izni olmadan 3. bir kişiye kendi adına çek karneleri verildiğini, bu çeklerin kullanılması sebebiyle hakkında bir çok icra takibi yapıldığını, karşılıksız çek kesme suçundan ve çek karnesini iade etmeme suçundan ceza davaları açıldığını ve kendisininde 8 tane menfi tespit davası açtığını ileri sürerek, 1000 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminatın davalı bankadan tahsilini talep ve dava etmiştir. Yargılama sırasında, maddi tazminat yönünden taleplerini atiye terk ettiklerini, davayı sadece manevi tazminat yönünden devam ettirdiklerini beyan etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davalı bankanın davacı adına olan çek koçanını başkasına teslim etmesinden TTK 20.maddesi gereğince basiretli davranma ve özen gösterme yükümlülüklerini yerine getirmediği, davacının manevi olarak mağdur olmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle; davacı tarafından açılan maddi tazminat davası atiye terk edildiğinden esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı tarafından açılan manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 20.000,00 TL manevi tazminatın 23.03.2007 dava tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2) Dava, davalı bankanın davacı adına olan çek koçanını sahte imza ile bir başkasına teslim etmesi sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel durumları göz önünde tutarak hükmedeceği manevi tazminat miktarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir.
O halde, bu tazminatın sınırı onun amacınagöre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar açıkça gösterilmiştir.
Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Somut olayda, mahkemece yazılı gerekçelerle davacı lehine 20.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Bu haliyle, davacı lehine hükmedilen manevi tazminat, davacının olaydan etkileniş derecesine, olay tarihindeki paranın alım gücüne ve somut olayın özelliklerine uygun düşmemekte ve çok olup, mahkemece, davacı lehine daha ılımlı ve adalete uygun, makul bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yukarıda açıklanan şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın temyiz eden davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/12910, K. 2012/4338, 21 Mart 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama