KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/1302 E., 2011/10611 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Eylül 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
497 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen davada Diyarbakır 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 10.11.2009 tarih ve 2008/724 - 2009/529 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı sigorta şirketinin acentesi olması konusunda tarafların sözlü mutabakata vardığını, henüz yazılı acentelik sözleşmesi imzalanmadan müvekkili tarafından davalıya kesin teminat mektubu verildiğini, ancak acentelik sözleşmesi kurulmadığı ve müvekkili tarafından davalı adına hiçbir poliçe düzenlemediği, dolayısı ile müvekkilinin davalıya hiçbir borcu bulunmadığı halde davalı tarafından bu teminat mektubunun paraya çevrilmek istenildiğini ileri sürerek, müvekkilinin borçlu bulunmadığının tesbitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ortağı olduğu şirketin davalıya olan borcunun temini için teminat mektubu verdiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
KARŞI OY YAZISI
Banka teminat mektupları aynı zamanda bir garanti sözleşmesidir. Garanti alanın (muhatap) garanti veren banka tarafından düzenlenen teminat mektubunu zımnen dahi kabulü ile garanti sözleşmesi oluşur. Teminat mektubu, söz konusu sözleşmenin yazılı metni niteliğindedir.
Bu açıdan somut olaya bakıldığında, dava konusu 30.6.2008 tarihli ve bir yıl süreli teminat mektubunun davacının (lehtar), dosyada mevcut belgelerle açıkça anlaşıldığı üzere, 19.6.2008 tarihinde başlamış olduğu anlaşılan sigorta acenteliği faaliyetinden ötürü oluşacak borçlarının teminatı amacıyla, davalı (muhatap) sigorta şirketi lehine davadışı banka tarafından düzenlenmiş olduğu açıkça görülmektedir.
Davalının söz konusu kesin teminat mektubunu bir başkasının borcundan ötürü nakde tahvil etmek istemesi nedeniyle davacı lehdarın işbu menfi tespit davasını açmakta hukuksal yararı bulunduğu ve teminat mektubunun kendi borçlarının teminatı olarak düzenlendiği yolundaki savunmasını, esasen dosyaya sunulan teminat mektubu ile ispatladığı kuşkusuzdur.
Bu durumda, söz konusu teminat mektubunun, kendisinin de tarafı olduğu yukarda açıklanan garanti sözleşmesi hilafına, davadışı Karani Ltd. Şti.’nin davalıya olan borçlarının teminatı olarak düzenlendiği yolundaki savunmasını ispat etme yükümü davalıya aittir. Davalı bu olguyu ancak, mevcut yazılı garanti sözleşmesi ile aynı değerde delillerle, kısaca söylemek gerekirse yazılı delille ispatlayabilir.
Ancak, davalının değinilen savunmasını belirtilen biçimde ispatlayamadığı gibi, onun ötesinde, davacının davalı şirkete herhangi bir borcunun doğmadığı, bulunmadığı, bu nedenle teminat mektubunun garanti fonksiyonunun sona erdiği dosya kapsamıyla ortadadır. Davalı banka tarafından bizatihi davalının kendilerine borçlu olduğu yolundaki bir iddia ileri sürülüp ispatlanmış değildir.
Şu halde, davacının iddiasının “borçlu bulunmadığına” ilişkin kesimini de ispatladığı kabul edilmelidir. O halde davanın kabulü yerine ispat yükü değiştirilerek davanın reddine karar verilmiş olması yanılgılı değerlendirmeye bağlı olup yerel mahkeme kararının bozulması gerekir. Tüm bu nedenlerle, Dairemiz çoğunluğunun kararın onanmasına ilişkin görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/1302, K. 2011/10611, 20 Eylül 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama