KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/13330 E., 2012/4737 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Mart 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
842 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Sakarya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28/06/2010 tarih ve 2006/310-2010/319 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın Adapazarı Şubesindeki TL ve USD hesabından 04.05.2004 tarihinde müvekkilinin bilgisi ve rızası dışında internet üzerinden havale işlemleri gerçekleştirilerek parasının başka hesaplara aktarıldığını ve davalı şirket dışında başka hesaplara aktarılan paraların iade edildiğini, iade edilmeyen kısım bakımından müvekkilinin zarara uğratıldığını belirterek yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğunun tespiti ile 17.689,00 TL'nin öncelikle bankanın zimmetinde sayılmasına, kabul görmemesi halinde davalı bankadan söz konusu bedelin yasal faiziyle tahsiline, bu istemin de kabul görmemesi halinde bedelin haksız zenginleşen davalı şirketten yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili, olayın davacının kendi kusurundan kaynaklandığını ve müvekkilinin kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı vekili, davacının kontör almak için müvekkili ile telefonla irtibata geçtiğini, paranın müvekkili şirket hesabına gönderilmesi üzerine, kontörlerin davacının söylediği kişiye teslim edildiğini, buna ilişkin fatura düzenlendiğini, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece verilen yetkisizlik kararının bozulması üzerine yapılan yargılama sonunda iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin fatura düzenlediği şirket ile davacının yetkilisi olduğu şirketin farklı şirketler olup, davacının yetkilisi olduğu şirket ile davalı şirket arasında herhangi bir alışverişinin bulunmadığı,
yüksek meblağlı bir alışverişi yanlızca telefon görüşmesi ile gerçekleştiren davalı şirketin objektif özen sorumluluğunu yerine getirmediği ve dava konusu miktar kadar sebepsiz zenginleştiği, bankanın ek güvenlik tedbirleri almayarak sorumluluğunun bulunduğu ve kusur oranının %20 olduğu gerekçesiyle davalı şirket bakımından davanın kabulü ile 17.689,00 TL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, bu alacağın davalı bankanın kusuruna isabet eden 3.537,80 TL'sinin her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalı banka yönünden fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve davalılar vekilleri ayrı ayrı temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı banka vekilinin tüm temyiz itirazları ile davacı vekili ile davalı şirket vekilinin aşağıdaki (2) ve (3) nolu bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan davacıya ait hesaptaki paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlem sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar, kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61 nci maddesi). Bu tanımlamaya göre mevduat, ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
Borçlar Kanunu’nun 306 ve 307 nci maddeleri uyarınca ödünç alan akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1 nci maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, usulsüz işlemin gerçekleşmesinde davalı şirketin zarardan tamamen sorumlu olduğu, davalı bankanın ise belirlenen kusur oranına tekabül eden kısım yönünden diğer davalı şirket ile birlikte zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Ancak, yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere dava konusu iddia edilen zarar, aslında davalı bankanın zararı olup, davacının alacağı, davalı banka açısından aynen devam etmektedir. Davacı talebini, akidi davalı bankaya yöneltmelidir. Şayet usulsüz işlemde diğer davalı şirketin bir kusuru mevcut ise, bu hususu ileri sürme hakkı, mevduatı saklamakla yükümlü, bu davalının eylemi ile zarar gördüğünü ileri süren davalı bankaya aittir.
Bu durum karşısında, davacının açtığı davada davalı şirkete husumet düşmeyeceği dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın anılan davalı şirket yararına bozulması gerekmiştir.
3-Ayrıca, yukarıda açıklandığı üzere davalı banka, hesabı aynen davacıya iade etmekle yükümlüdür. Davacının zararın meydana gelmesinde kusurunun bulunduğu hususu da kanıtlanmamıştır. Davalı banka, hesaptan usulsüz şekilde alınan paranın tamamından davacıya karşı sorumludur. Buna göre, mahkemece, zararın meydana gelmesinde davalı bankanın %20 oranında kusurlu olduğu belirtilerek yazılı şekilde hüküm kurulması ve davalı banka yararına reddedilen miktar yönünden vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmayıp, kararın bu nedenle de davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/13330, K. 2012/4737, 27 Mart 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama