KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/13790 E., 2012/4749 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Mart 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
390 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Erzurum 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15/06/2010 tarih ve 2010/53-2010/330 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, Almanya'da yaşayan müvekkilinin davalının şirketlerine ortak olmak amacıyla davalıya 11.01.2000 tarihinde 20.000 Alman Markı verdiğini ve bunun karşılığında iştirak hissesi adı altında imzalanan belgenin müvekkiline teslim edildiğini, aradan geçen zamana rağmen kendisine kar payı vs. verilmeyen müvekkilinin yaptığı araştırmada şirkete resmiyette herhangi bir ortaklığının bulunmadığını öğrendiğini, davalının müvekkiline ait parayı elinde bulundurup kullandığını, vaad ettiği şekilde şirkete ortak yapmayarak ve şirket faaliyetleri sonucu elde edilen kardan yararlandırılmayarak sebepsiz zenginleştiğini belirterek, 20.000 Alman Markının teslim tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını ve şirketin yönetici ortağı olan müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacının şirket ortağı olduğunu belirterek, davanın yetki, husumet ve esas yönünden reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davaya konu paranın şirket adına davalı tarafından alındığı, buna göre davalının pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı, davanın şirkete karşı açılması gerektiği gerekçesiyle davanın pasif husumet yönünden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, alacak istemine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı, davalının o tarihte yönetim kurulu başkanı olduğu şirkete ortak olmak amacıyla para verdiğini, ancak şirkete ortak edilmediğini savunmuş, davalı taraf ise diğer savunmalarının yanı sıra davacının şirket ortağı bulunduğunu savunmuştur.
Davacı şirket ortağı yapılmadığını ve verilen paradan davalının da sorumlu olduğunu ileri sürdüğüne göre uyuşmazlığın hallinde TTK.'nun 336/5 maddesi hükümlerinin uygulanması söz konusu olabileceğinden mahkemece öncelikle davacının davalı şirkete ortak olup olmadığı üzerinde durulup, ortaklığın gerçekleşmediğinin anlaşılması halinde TTK.'nun 336/5 maddesi uyarınca davalının sorumlu bulunup bulunmadığı değerlendirilmek ve Dairemizce temyiz incelemesi yapılan benzer dava dosyalarından davalı hakkında ayrıca bir cezai soruşturmanın söz konusu olduğu ileri sürüldüğünden bu husus üzerinde durularakneticesine göre bir karar vermek gerekirken,
anılan hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/13790, K. 2012/4749, 27 Mart 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama