KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/14107 E., 2012/5248 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Nisan 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
506 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 09/03/2010 tarih ve 2009/803-2010/151 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı banka vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkilinin murisi olan ...’ın 04.05.1994 tarihinde vefatı üzerine, davalı bankanın Şenesenevler Şubesi'nde bulunan kiralık kasasının açtırılması teşebbüsünde bulunduklarını, mirasçıların tümü bulunmadığı için Sulh Hakimi huzurunda açtırılması ve içeriğinin tespiti yoluna başvurduklarını, bankadan verilen yanıtta muris adına kiralık kasa bulunmadığının bildirildiğini, kasanın hakim huzurunda da açtırılamadığını, durumun Cumhuriyet Savcılığına intikal ettirilmesi neticesinde, kasanın vefatı tarihine kadar muris kullanımında olduğu,
ölümünden sonra mirasçılık sıfatı bulunmayan davalı ... tarafından açtırıldığının meydana çıktığını, olayın ortaya çıkmasından sonra kiralık kasa sözleşmesine ...’ın imzasının alınarak, kasa kullanıcısı gibi gösterilmeye çalışıldığını, murisinin kiralık kasasında bulunan hisse senetlerinin iptali için açılan davada konulan ödeme yasağından sonra, bunları elinde bulunduran aracı kurumların senetleri mahkemeye ibraz ettiği, yapılan incelemede menkul kıymetlerin Eczacıbaşı Menkul Değerler A.Ş.’ye emanet makbuzu ile tevdi edildiğinin anlaşılarak, meşru hamiller üzerindeki ödeme yasağının kaldırılarak,
iptal davasının düştüğünü, söz konusu hisse senetlerinin ... tarafından tevdi edildiğinin tespit edildiğini, murisin ölümünden sonra kasanın üçüncü kişilerce açılması nedeniyle davalı bankanın ağır kusurunun bulunduğunu ileri sürerek, nominal değerlerinin toplamı 143.047.000 TL olan hisse senetlerinin miras payı olan 1/2 ‘sine tekabül eden 71.523.500 TL’nın davacıya iadesini, bunun mümkün olmaması halinde dava tarihindeki borsa değerinin belirlenerek,
dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, hisse senetlerinin temettü bedellerinin davalı tarafından tahsil edildiği tarihten itibaren faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 22.04.2004 tarihli ıslah dilekçesiyle, talep edilen hisse senetlerinin davanın açıldığı tarih itibariyle borsa değerinin 2.005.338.500 TL olduğunu belirtmiştir.
Davalı ... vekili, davanın reddini istemiştir. Davalı banka vekili, yapılan işlemlerde hiçbir usulsüzlük bulunmadığını, kiralık kasada bulunanların da bankaca bilinemeyeceğini belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamı kapsamında yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine davalı bankanın da aynen tanzim yükümlülüğü bulunduğu dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği belirtilerek davacılar yararına bozulmuş, mahal mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, dava konusu hisse senetlerinin aynen iadesinden davalı bankanın da sorumlu olduğu,
diğer davalı yönünden bozma ilamı öncesinde verilen kararın bu davalı tarafından temyiz edilmemesi dolayısıyla kesinleştiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile kararda açıkça belirtilen hisse senetlerinin hakkında daha önce verilen karar kesinleşen davalı ile birlikte davalı bankadan aynen alınarak davacıların hisseleri nispetinde kendilerine teslimine, aynen iade olmaması halinde ise hisse senetlerinin davacıların miras paylarına düşen değerinin faizi ile birlikte davalılardan müştereken tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı banka vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davalı banka vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/14107, K. 2012/5248, 3 Nisan 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama