KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/14768 E., 2012/4659 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Mart 2012
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.183 kelime·6 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Küçükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18/06/2010 tarih ve 2008/357-2010/1322 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiline ait işyerinin davalı ... ile düzenlenen poliçe ile sigorta teminatı altına alındığını, davalı ...’a ait işyerinden sızan sular nedeniyle müvekkiline ait işyerini su bastığını, oluşan hasarın davalı şirket tarafından karşılanmadığını ileri sürerek, 1.000 TL’nın riziko tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında verdiği ıslah dilekçesi ile talebini 3.809,34 TL’na yükseltmiştir.
Davalılar vekilleri, ayrı ayrı davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davaya konu hasarın poliçe gereğince davalı ... şirketinden talep edilebileceği, dosya içinde tapu kayıtlarının mevcut olduğu ve davalı ...’un oluşan hasardan BK’nun 58. maddesi gereğince kusursuz sorumluluğunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 3.809,34 TL’nın 08.01.2008 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...Ş.’nden, 25.12.2007 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile de davalı ...’dan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekilleri temyiz etmiştir.
1 – Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalılar vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2 – Dava, davalı ...’ın işyerinden sızdığı iddia edilen sular nedeniyle oluşan hasar bedelinin tazmini istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalı ...’a ait işyerinden sızan suların müvekkiline ait işyerinde hasara neden olduğunu, müvekkili ile davalı ... arasında düzenlenen işyeri sigorta poliçesine karşın davalı ... şirketinin hasar bedelini tazmin etmeyi kabuletmediğini, rizikonun sigorta teminatı içinde bulunduğunu ve olay nedeniyle davalı ...’un da sorumlu olduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar gerekçesinde davalılardan Temur’un sorumluluğu, BK’nun 58. maddesinde düzenlenen bina ve yapı malikinin kusursuz sorumluluğu ilkesine dayandırılmıştır. Ancak davalı ... vekili tarafından, müvekkili hakkında açılan davada, davacı tarafça verilen ıslah dilekçesinin ardından zamanaşımı def’inde bulunulmuş buna karşın mahkemece bu konuda her hangi bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca gidilmiştir.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu eksik bir borç haline dönüştürür ve alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu da incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir maddi hukuk kurumu değildir. Diğer bir anlatımla zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan hakim tarafından yürüttüğü görevin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur.
Genel olarak savunma nedenlerinin ve bu arada zamanaşımı savunmasının esasa cevap süresi içinde bildirilmesi gereklidir. savunma nedenlerinin ve savunma nedenlerinden olan zamanaşımının yasanın öngördüğü cevap süresi geçtikten sonra ileri sürülmesi, diğer bir ifade ile (savunmanın genişletilmesi), tek bir şartla mümkündür. Bu tek şart, savunmanın genişletilmesine karşı tarafın (hasmın) muvafakatidir.
Eğer karşı taraf savunmanın genişletilmesine muvafakat etmez ve dolayısıyla (savunmanın genişletildiği) yollu bir itirazda bulunursa, o takdirde ancak mahkemenin ileri sürülen savunma nedenlerini (bu arada zamanaşımı savunmasını) incelemesi olanağı yoktur; bu durumda ise mahkeme hemen savunma nedenlerini reddetmelidir. Somut olayda hüküm tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 1086 Sayılı HUMK’nun 202. 187. ve 188. maddelerinin birlikte incelemesinden çıkan sonuç budur.
Özetle belirtmek gerekirse, savunmanın genişletildiği itirazı ile karşılaşılmadığı sürece zamanaşımı savunmasının geç ileri sürülmesi, incelenmesine engel değildir.
Kanundaki zamanaşımı süreleri, BK'nun 127.maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.
Borçlar Kanununun 128. maddesi ile zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu zamanda başlayacağı esasını kural olarak getirmiştir. Belirtmek gerekir ki, borç belirli bir vadeye bağlanmış ise bu vadenin bittiği tarihte muacceliyet kesbedeceğinden aynı Yasanın 130. maddesi hükmü göz önünde tutularak zamanaşımı süresinin dolup dolmadığının hesap edilmesi gerekir. Kanun koyucu burada borçlunun temerrüde düşürülmesi esasından ayrılarak alacağın muaccel olmasını kafi görmüştür. Zamanaşımının başlaması için ayrıca borçlunun sözü geçen Yasanın 101. maddesinde yazılı şekilde temerrüde düşürülmesine lüzum yoktur.
Borçlar Kanunun 131. maddesi gereğince asıl alacak zaman aşımına uğradığından faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur. Borçlar Kanununun 133/2. maddesince alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava
konusu alacak için söz konusudur. Kısmi bir dava açılması halinde alacağın yalnız o kısım için zamanaşımı kesilir. Dava dışı kalan bölümü hakkında, zamanaşımı işlemeye devam eder.
Borçlar Kanununun 133. maddesinde zamanaşımını kesen nedenler sınırlama getirmeksizin gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), bu nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır.
Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
Bu bağlamda BK. 139. maddesinden de söz edilmesi zorunludur.
Borçlar Kanununun 137 maddesinde hangi hallerde zamanaşımına ilaveten 60 günlük munzam müddetten yararlanılacağı sınırlı bir biçimde sayılmış, ayrıca sayılan hususlardan dolayı daha önce davanın reddedilmiş olması koşulu öngörülmüştür. Bu düzenlemede davanın açılmamış sayılma ile sonuçlanması haline yer verilmemiştir.
Hüküm tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 1086 Sayılı HUMK’na uygun olarak, uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkar olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından da benimsenmiş olan ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir. Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda ise ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder.
Bu itibarla mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, davalı ... vekilinin, müvekkili hakkında açılan davada ıslah olunan miktar yönünden zamanaşımı def’inde bulunduğu ve adı geçen davalı hakkında açılan davanın haksız fiil hükümlerine dayalı olduğu değerlendirilmeksizin davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3 – Öte yandan davacı tarafça dava ve ıslah dilekçelerinde talep edilen miktara reeskont ve yasal faiz talep edilmesine karşın HUMK'nun 74. maddesine aykırı olarak ve talebi aşacak şekilde, avans faizi uygulanmasına karar verilmesi dahi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/14768, K. 2012/4659, 26 Mart 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama