KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/1595 E., 2011/12558 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Ekim 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
791 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08/10/2009 tarih ve 2009/267-2009/456 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 1983 yılında bir aile şirketi olan ...Turizm ve Ticaret A.Ş'ni kurduğunu, bilahare Mayıs 1996 tarihinde şirketteki hisselerini satarak yönetim kurulu üyeliğinden ve şirketten ayrıldığını, ancak 2001 yılından itibaren çek yasaklısı olduğu gerekçesiyle dava dışı bankaya yaptığı başvurunun reddedildiğini, yapılan araştırmalar sonucunda şu anda davalı banka bünyesinde bulunan Osmanlı Bankası Alsancak Şubesi tarafından ...A.Ş. adına bir çek hesabı açılmış olduğunu, ancak müvekkili ...adına çek karnesi basıldığını ve bu çek karnesinin şirket yetkilisine teslim edildiği,
çeklerin bedellerinin ödenmeyerek çeklere karşılıksız kaşesi vurulduğunu, çek karnesinin iadesine ilişkin ihtarnamenin de şirket adresine gönderildiğini, daha sonra müvekkilinin isminin T.C.Merkez Bankasına bildirilmek suretiyle müvekkilinin çek keşide etmesinin yasaklandığını, müvekkilinin uzun yıllardır büyük çapta turizm ve ticaretle uğraşan saygın bir tacir olup, davalı banka yetkililerinin sorumsuz davranışları neticesinde ticari itibarını kaybedip, T.C.Merkez Bankasının kara listesine alındığını, diğer bankalar ile yapmış olduğu işlemlerin sekteye uğrayıp, taleplerinin reddedildiğini,
diğer ticari firmalarla iş yapma olanağının da kalmadığını belirterek, 35.000 TL maddi ve 80.000 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılardan ... ve Murat B. Tuncel vekili, müvekkillerinin Garanti Bankası A.Ş. elemanları olup, davacının varlığını iddia ettiği eylemin Osmanlı Bankasının Garanti Bankasına devredilmeden gerçekleştiğini, müvekkillerinin olayla hiçbir ilgisinin bulunmadığını, kaldı ki, Merkez Bankası çek yasakları listesinde yer alan ...ile davacı ... Gülal’ın kimlik bilgilerinin farklı olduğunu, olmayan bir zarar için dava açılamayacağını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Davalı ...Ş. vekili, Merkez Bankası çek yasakları listesinde yer alan ...ile davacının kimlik bilgilerinin farklı olduğunu, dolayısıyla davacının Merkez Bankası çek yasakları listesi nedeniyle herhangi bir zararının doğmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, her ne kadar davacı tarafça maddi tazminat talep edilmiş ise de, davacının çek yasaklısı bulunduğu süre içinde maddi zarara uğradığını ispat edemediği, bu nedenle maddi tazminat talebinin yerinde olmadığı, söz konusu işlemleri nedeni ile davacının ticari itibarının zedelendiği ve BK'nun 49. maddesi çerçevesinde manevi tazminata hak kazandığı,
davalı Bankanın yanında diğer davalıların da zarara konu işlemleri gerçekleşmesinde kusurları bulundukları, davalı banka tarafından istihdam edilen bu kişilerin BK'nun 55. maddesi uyarınca sorumlu bulundukları gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine, 10.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarına gelince; Dava, davacının çek yasaklısı listesine alınması nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine dair verilen karar, Dairemizin 2008/7844-11353 E.K. Sayılı ilamı ile, davalı banka tarafından TCMB'na yapılan bildirimde yer alan tüm bilgilerin TCMB'dan sorularak, davalı banka tarafından karşılıksız çek keşide ettiği iddiasıyla bildirilen şahsın davacıya ait bilgiler olup olmadığının tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozmaya uyan mahkemece TCMB’dan bozma ilamında belirtilen hususlar sorulmuş ve gelen cevap doğrultusunda yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, davalı banka şubesinin, çek yasaklısı olarak TCMB’na İsmail oğlu 1947 doğumlu davacı ... yerine Yakup oğlu 1947 doğumlu ...’un ismini bildirdiği, hesap bilgilerinde de bu kişinin adının görüldüğü, oysa böyle bir kişinin gerçekte var olmadığı, daha sonra davalı banka şubesinin 15.07.2002 tarihli yazısı ile, çek yasaklısı olunmasına dayanak olan çeklere sehven karşılıksız şerhi düşülerek TCMB’na bildirim yapıldığının ve söz konusu bildirimlerin kayıtlarından silinmesinin TCMB’ndan istenildiği,
TCMB’nın ise 01.08.2002 tarihli yazısında, 3167 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca bildirimde bulunulmadığı belirlenen hesap sahibi ...’un kimlik bilgileri ile davalı bankaca gönderilen nüfus cüzdanında yer alan kimlik bilgilerinin farklı olması nedeniyle işlem yapılamadığının belirtildiği gerek bozma öncesinde gerekse bozma sonrasında alınan yazı cevaplarından anlaşılmaktadır.
O halde, mahkemece, davalı banka nezdindeki hesabın gerçek kişi hesabı olarak kayıtlara geçtiği ve hesap sahibinin de Yakup oğlu ... olarak kayıtlı olduğu, bu hesaptan verilen çek karnesinden keşide edilen çeklerin karşılıksız çıkması üzerine de gerçekte var olmayan bu kişinin isminin çek yasaklısı olarak TCMB’na bildirildiği, bu itibarla davacının çek yasaklısı konumuna düşmediği ve manevi tazminat isteme koşullarının oluşmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/1595, K. 2011/12558, 11 Ekim 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama