KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/1737 E., 2011/10580 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Eylül 2011
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
518 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Tarsus 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 21/12/2009 tarih ve 2009/868-2009/1204 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, 14.09.2001 tarihinde davalının işleticisi olduğu trende yolcu olarak bulunan Seda Küçükşahin’in, trenin devrilmesi sonucu öldüğünü, bu olay nedeniyle adı geçenin annesi ve babası tarafından açılan maddi ve manevi tazminat davasının sonuçlandığını, davacıların ise ölen Seda’nın kardeşleri olduklarını, olay nedeniyle duydukları manevi acı ve elemin tazmininin gerektiğini ileri sürerek, her bir davacı için ayrı ayrı 3.000 TL manevi tazminatın olay gününden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, istenen toplam tazminat miktarına göre davaya bakmak görevinin asliye hukuk mahkemesine ait olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, istenen tazminatın fahiş olduğunu, manevi tazminata faiz işletilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, her bir davacı için ayrı ayrı 3.000 TL manevi tazminat talebinde bulunulduğu, dava değerinin her davacı için ayrı ayrı belirleneceği, bu durumda davanın sulh hukuk mahkemesinin görev sahasında kaldığı, uzamış ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı, davacıların kardeşi olan Seda Küçükşahin’in 14.09.2001 tarihinde meydana gelen tren kazasında öldüğü, kazanın meydana gelmesinde makasçı ile davalı idarenin %50 oranında kusurlu oldukları, ölenin herhangi bir kusurunun olmadığı, olayın üzerinden 8 yıl geçtikten sonra bu davanın açıldığı,
aradan geçen zaman dikkate alındığında duyulan elem ve acının bir nebze de olsa hafiflediği, ayrıca hükmedilecek manevi tazminata olay tarihinden itibaren faiz işletileceği, manevi tazminatın bu hususlar gözetilerek takdir edildiği gerekçesiyle her bir davacı için ayrı ayrı 1.250 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- HUMK’nun 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 sayılı Kanun ile değişik 427/2 ncü maddesi hükmüne göre, miktar veya değeri 1.000 TL’nı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar, hüküm tarihi itibariyle kesin olup, anılan 5219 sayılı Kanun ve 5236 sayılı Kanun uyarınca söz konusu miktar 01.01.2009 tarihi itibariyle 1.400 TL’na çıkarılmıştır. Somut davada, davanın kısmen kabulü ile her bir davacı yönünden 1.250 TL’nın davalıdan tahsiline karar verildiğine ve her bir davacı yönünden açılan davanın bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğine göre temyize konu hükmün yukarıda anılan kanun hükümleri uyarınca temyiz sınırının altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2-Davacı yönünden yapılan temyiz incelemesine gelince, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/1737, K. 2011/10580, 20 Eylül 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama