KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/1902 E., 2011/939 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 31 Ocak 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
483 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen davada Ordu 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18.11.2009 tarih ve 2008/193 - 2009/238 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankada bulunan hesabındaki toplam 4.375,00 YTL’nın internet bankacılığı sistemi kullanılarak iki ayrı şahıs adına açılmış hesaplara havale yapılmak suretiyle müvekkilinin bilgisi dışında aktarıldığını, işlemin davalı bankanın kusuru nedeniyle gerçekleştiğini, meydana gelen zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, 4.375,00 YTL'nın reeskont faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının uğradığını iddia ettiği zarara kendi kusurlu davranışı ile sebebiyet verdiğini, müvekkili bankaya izafe edilecek kusurun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının hesabında bulunan paranın aslında bankanın kasasında ve bankanın sorumluluğunda olduğunu, mudi ile alakası olmayan üçüncü kişilere ödeme yapan bankanın kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
KARŞI OY YAZISI
Dava, davacının şifresinin üçüncü kişilerce kullanılmak suretiyle davalı banka şubesinde mevcut vadesiz hesabından yapılan havaleler yoluyla gerçekleşen zararın davalı bankadan tahsiline yöneliktir.
Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı üzere, dolandırıcılık eylemi, bir diğer deyimle “zararlı sonuç” davacının bilgisayarından elde olunan kişisel bilgileri kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmiştir.
Davada, davacı yan, internet bankacılığında kullanmış olduğu şifrenin başkalarınca ele geçirilmesini önlemek için gerekli önlemleri aldığını ileri sürmüş, buna mukabil davalı banka ise, davacının bilgisayarında mevcut uygulama programına kadar internet bankacılığı sistemi ile ilgili olarak günümüz teknolojisine ve uluslar arası standartlara uygun olarak her türlü güvenlik önlemini almış olduğunu, davacının şifresinin ele geçirilmesinde sistemin ve dolayısıyla bankanın bir kusuru bulunmadığını savunmuştur.
Öte yandan, taraflar arasındaki sözleşmede de davacının kişisel bilgilerini korumak, üçüncü kişilerin eline geçmesini engellemek konusunda taahhütte bulunduğu açıktır.
O halde, mahkemece, yukarda kısaca özetlenen iddia ve savunma çerçevesinde taraflarca sunulan delillerin, yine yukarda belirtilen uyuşmazlık konusu olmayan hususlar nazara alınarak değerlendirilmesi ve gerek davacının ve gerekse de bankanın internet bankacılığı için kullandığı sistemler üzerinde uzman kişiler marifetiyle inceleme yapılarak ortaya çıkan zararlı sonuçta taraflara izafe edilebilecek kusur durumu belirlenmek suretiyle hükme varılması gerekirken, yetersiz inceleme ve araştırma ile, aralarında davanın özünü teşkil eden internet güvenlik sistemleri konusunda uzman olan kişilerin yer almadığı bilirkişi heyeti tarafından, üstelik dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda düzenlenen bilirkişi raporu esas alınarak hükme varılması doğru değildir.
Açıklanan tüm bu nedenlerle, yerel mahkeme kararının bozulması görüşünde bulunduğumdan, Dairemizin muhterem çoğunluğunun kararın onanmasına ilişkin görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/1902, K. 2011/939, 31 Ocak 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama