KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/2142 E., 2011/12504 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Ekim 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
423 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03/12/2009 tarih ve 2009/114-2009/581 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının müvekkilinden para tahsil ettiğini ve ödemediğini, bunun üzerine müvekkili tarafından davalı aleyhine açılan davada Mannheim Asliye Hukuk Mahkemesince 11.251,49 Euro ana paranın faiziyle tahsiline karar verildiğini ve kesinleştiğini ileri sürerek Mannheim Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kararın tenfizini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yabancı mahkemece verilen ilamla, usulüne aykırı bir şekilde gıyapta hüküm kurduğunu, hükmün Lahey Sözleşmesine göre tebliğ edilmediğinden kesinleşmediğini, maddi ve usul hukukumuzdaki kamu düzeninin kurallarına aykırı olduğunu, Türk Mahkemelerince verilen kararlar ile çelişkili olduğunu, Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda tesis edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, yabancı mahkemenin Alman Hukukuna göre davayı yürüttüğü ve sonuçlandırdığı, Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli yardımlaşmaya ilişkin lahey sözleşmesi gereğince tebligatların Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığıyla yerine getirileceği, mahkeme kararında bu usulün yerine getirilmediği, ilamın postaya verilme tarihinin tebliğ tarihi sayıldığı, tebligat hükümlerinin kamu düzenine ilişkin olduğu,
re'sen dikkate alınacağı, ortada kesinleşmiş bir mahkeme kararından bahsedilemeyeceği, ayrıca TTK.'nın 329. maddesi kamu düzenine ilişkin olup şirketin kendi hisse senetlerini temellük edemeyeceğini, aksi yöndeki sözleşmelerin batıl bulunduğunu belirlediği, yine kamu düzenine ilişkin 405/2. maddesinde de pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceklerinin düzenlendiği, yabancı mahkeme kararının kamu düzenine ilişkin her iki maddeye de aykırılık teşkil ettiği, kararın tenfizinin mümkün olmadığı gerkçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, yabancı mahkeme kararının tenfiz edilebilmesi için kararın Lahey Sözleşmesi hükümleri uyarınca kesinleşmesinin gerekmesine ve dava konusu olayda tenfizi istenen kararın Lahey Sözleşmesi uyarınca yetkili makamlar aracılığı ile tebliğ edilmeyip posta yoluyla tebliğ edilmesi nedeniyle kesinleşmediğinden mahkemece sırf bu nedenle davanın reddine karar verilmek gerekirken,
ayrıca yerinde bulunmayan diğer gerekçelerin de davanın reddine gerekçe yapılması doğru değil ise de yukarıda da belirtildiği üzere usulünce kesinleştirilmiş bir karar bulunmadığından yerinde bulunan bu gerekçeye göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/2142, K. 2011/12504, 10 Ekim 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama