KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/3215 E., 2010/4737 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Nisan 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
589 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09.01.2008 gün ve 2007/27 - 2008/1 sayılı kararı bozan Daire’nin 01.12.2009 gün ve 2008/2927 - 2009/12238 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, tarafların Ege Beton İnş. San. ve Tic. Ltd.
Şti’nin % 50’şer paya sahip iki ortağı olduklarını, anılan şirketin mahkeme kararıyla tasfiyesine karar verilip tasfiye memuru olarak aylık 300,00 TL ile davadışı ...’ın atandığını, buna göre şirketin mal varlığı bulunmadığından tasfiyenin tamamlanması için şirketin borçlarına ve tasfiye masraflarına sermaye payı oranında iştirak etmeleri için tasfiye memurunca alınan karara ve bu yolda gönderilen ihtara rağmen davalı ortağın üzerine düşen ödemeyi yapmaması nedeniyle onun üzerine düşen yükümlülüğün müvekkilince yerine getirildiğini ve tasfiyenin tamamlanarak şirketin sicilden terkininin sağlandığını ileri sürerek,
42.384,35 TL’nın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, tasfiye memurunun yasal yükümlülüklerini yerine getirmediğini, ortaklığın hal ve durumunu inceleyerek ilk envanter ve bilançoyu tanzim ettikten sonra ortaklar kurulunun tasdikine sunmadığını, faal olmayan şirket ve fabrikada hangi işçi için SSK primi yatırıldığının kişi bazında açıklığa kavuşturulmadığını, böylesi bir karara dayanarak diğer ortağın ödeme yapmasının müvekkilini bağlamayacağını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, şirketin tasfiye sürecinde yapılan toplam harcama tutarından davalı payına 50.509,42 TL düştüğü, davalının bu miktarın sadece 8.316,68 TL’lık kısmını ödediği, kalan 42.192,74 TL’nın davacı yanca karşılandığı, davacının davalıdan bu miktar alacaklı olduğu, kamu borcu niteliği taşımayan ve davacı tarafından karşılanan masrafların da davalıdan talep edilebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 42.192,74 YTL’nın dava tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; kararın davalı vekilince temyizi üzerine Dairemizin 1.12.2009 tarihli kararında gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararının davalı yan lehine bozulmasına karar verilmiştir.
Bu kez, davacı yan vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Uyuşmazlık, tasfiye halindeki şirket ortaklarından birinin tasfiye masraflarını ve şirketin kamu borçlarını tümüyle ödemesi halinde, diğer ortağa payı oranında rücu edip edemeyeceği ile ilgilidir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, Dairemizce davalı ortak lehine bozulmuş ise de, somut olay bakımından hiçbir mal varlığının bulunmadığı anlaşılan tarafların ortağı bulunduğu şirkete ait birikmiş kamu borçlarının ve tasfiye giderlerinin ödenerek şirketin tasfiyesinin tamamlanması ve sicilden terkin edilmesinde şirket ortaklarının ve kamunun menfaati bulunması nedeniyle, bu sonucun oluşması için yapılması zorunlu olup davacı yanca gerçekleştirildiği anlaşılan ödemelere payı oranında katılmadığı sabit ve çekişmesiz olan davalının işbu davadaki savunması,
MK’nun 2. maddesinde belirtilen hüsnüniyet kaidelerine aykırı ve sonuçta sebepsiz zenginleşmeyi meşru kılmaya yönelik haksız bir tutuma işaret etmektedir. Bu itibarla, somut olayın özellikleri de gözetildiğinde, davacının, büyük oranda kendisince yapılan sözü geçen ödemelerden ötürü davalıya payı oranında rücu talebinde bulunmakta haklı olduğunun kabulü gerekir.
Davalının, davacı yanca ödenen kamu borçları ile tasfiye masraflarının tutarına yönelik savunmasının ise mahkemece yeterince araştırılmak suretiyle sonuca gidildiği ve Dairemizin temyiz ilamında bu yöndeki davalı itirazlarının bozma kapsamı dışında bırakıldığı da belirgin olmakla, davanın kısmen kabulüne hükmedilmiş olmasında yanlışlık bulunmamaktadır. O halde, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüyle, Dairemizin 01.12.2009 tarihli bozma ilamının kaldırılarak yerel mahkeme kararının onanmasına karar vermek gerekir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/3215, K. 2010/4737, 30 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama