KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/3765 E., 2010/4186 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Nisan 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
503 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasındaki davadan dolayı İstanbul Asliye 8.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 26.07.2005 gün ve 2004/869-2005/535 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Dairemizin 22.03.2007 tarihli 2006/1833 Esas, 2007/4795 Karar sayılı geri çevirme kararında.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre daha önce kendisine tebligat yapılmamış olsa bile taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, ticaret sicili ve esnaf sanatkârlar siciline verilen en son adresteki değişiklikler hakkında da bu maddenin uygulanacağı, ancak taraflar arasında düzenlendiği iddia edilen ve dosyaya fotokopisi sunulan Acentelik Sözleşmesinin imzaları resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşme niteliğinde olmadığı,
bu nedenle davalının usulüne uygun biçimde adresi araştırılmadan bu sözleşmede yazılı adrese 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre çıkarılan tebligatın usulsüz olduğu açıklanmış olup, acentelik sözleşmesinin aslının dosya içine getirtilerek davalının imzasının resmi merciler önünde ikrar edilmiş olup olmadığı, buna göre bu sözleşmede yazılı olan adrese Tebligat Kanunu’nun 35. ve Tebligat Tüzüğünün 55. maddeleri gereğince usulüne uygun tebligat yapılıp yapılmadığının belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle dosya mahal mahkemesine geri çevrilmiş ise de mahkemece geri çevirme gerekçesi tam olarak yerine getirilmemiştir.
Zira, yukarıda açıklandığı üzere, Tebligat Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır. Tebliği alacak kişi bu adreste bulunamamışsa, yeni adresin tebliğ memuru ve tebliği çıkaran kuruluş tarafından, Tebligat Tüzüğü’nün 13. maddesinde belirtilen usule göre araştırılması gerekir.
Bu soruşturmaya rağmen ikametgahı, oturduğu yer veya işyeri bulunamamış ise, o kişinin adresi meçhul kabul edilerek, Tebligat Kanunu’nun 28. ve Tebligat Tüzüğü’nün 46. maddeleri uyarınca ilanen tebliğe karar verilebilir. Ancak belirtilen soruşturma biçimi sınırlayıcı değildir. Nitekim anılan Tüzük hükmünün 3. fıkrasında durum açıklığa kavuşturulmuş, tebliği çıkaran merciin lüzum görmesi halinde özel kuruluşlardan da adres soruşturması yapabileceği vurgulanmıştır.
Bu kuruluşların içinde, nüfus, vergi ve tapu idareleri ile belediyeler gibi kuruluşlar da vardır. Adres araştırmasının sadece zabıta ile sınırlı tutulması, savunma hakkının kısıtlanmasına yol açacak bir durum yaratabilir. O nedenle adres araştırmasının titizlikle ve kararlılıkla yapılması bir zorunluluktur.
Resmi merci tarafından bildirilen adrese öncelikle normal prosedüre uygun olarak bir tebligat gerçekleştirilerek, bu şekilde tebligatın yapılamaması veya tebliğ memurunca yeni adresin bulunmaması durumunda Tebligat Yasasının 35/son ve Tüzüğün 55. maddesinde belirtilen prosedürün uygulanması gerekmektedir.
Somut olayda, davalının adresi açıklanan usule uygun olarak gerekli araştırma yapılmadan mahkeme ilamı yargılama sırasında dosyaya fotokopisi ve 22.3.2007 tarihli geri çevirme kararımızdan sonra da noter tasdikli sureti sunulan Acentelik Sözleşmesinin imzaları resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşme niteliğinde olmadığı halde (kaldı ki geri çevirme kararından sonra dosyaya sureti sunulan acentelik sözleşmesinde davalı imzası da bulunmamaktadır) bu belgede yazılı olan adres esas alınarak usulsüz bir şekilde 7201 sayılı Tebligat Yasası’nın 35. maddesine göre davalıya tebliğ edilmiştir.
Bu itibarla, mahkemece, yukarıda yazılı açıklamalarda belirlenen usul ve esaslar doğrultusunda davalının adresinin tesbit edilerek, buna göre gerekçeli kararın tebliği ile temyiz süresinin beklenilmesinden sonra dosyanın iadesi için mahalline geri çevrilmesine karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/3765, K. 2010/4186, 13 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama