KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/4107 E., 2011/16332 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Aralık 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
344 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Beykoz 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 07.09.2009 tarih ve 2008/37 - 2008/37 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, mahkemece bilirkişi incelemesi yapılarak Beyoğlu 5. Noterliği’nden 01/03/2000 tarihinde 11405 yevmiye numarası ile davalı ...’e verilen vekaletnamedeki imzanın müteveffa ...’ya ait olmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı ..., davanın açılmasında davacının hukuki yararının bulunmadığını, ilgili vekaletten kendisinin azledildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı banka vekili vekaletnamedeki imzanın müteveffaya ait olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davacı vekilince istenen tespitin eda davasında incelenebileceği, bu nedenle eda davası açılabilecek iken tespit davasının açılmasının mümkün olmadığı, davacının hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, usul hukuku bakımından resmi senet niteliğindeki Beyoğlu 5.Noterliği'nce düzenlenen 01.03.2000 tarih ve 11405 yevmiye numaralı genel vekaletnamedeki vekil eden A.Cemal Kura'nın imzasının adı geçene ait olmadığı iddiasına dayalı bir sahtelik davası niteliğinde olup mahkemece hukuksal yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, HUMK'nun 314.maddesi uyarınca sahtelik davası bir tespit davası niteliğinde olmayıp yasa maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak "davayı asliye" sıfatıyla müstakil bir davaya konu edilebilir.
Öte yandan, konuyla ilgili kısıtlayıcı bir yasa hükmü mevcut olmadığı gözetildiğinde ve davaya konu genel vekaletnamenin noterce düzenlendiği tarihten sonra gerçekleştirilen iş ve işlemler bakımından davacıyı da ilzam eder nitelikte olduğu iddiasına dayalı olarak işbu dava açılmış olmakla, sahteliği ileri sürülen imzanın davacı üçüncü kişiye ait olmamasının belirtilen ilkeye etkide bulunması söz konusu değildir.
Şu halde, "kural olarak" davada davacının hukuksal yararının bulunduğunun kabulüyle, davanın esasına girilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinde isabet olmayıp, yerel mahkeme kararının davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/4107, K. 2011/16332, 2 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama