KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/436 E., 2011/16060 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 29 Kasım 2011
- Mahkemesi
- Denizcilik İhtisas Mahkemesi
Karar Metni
1.093 kelime·5 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nce verilen 15/10/2009 tarih ve 2006/97-2009/334 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 29/11/2011 gününde davacı avukatı..... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin çıplak gemi çartereri ve gemi işletme yüklenicisi olduğu CENK-Y gemisini 01.01.2004 başlangıç tarihli BALTİME 39 formu ile zaman esaslı olarak davalı emrine tahsis ettiğini, çarter bedelinin günlük olarak 11.000 ABD Doları olarak belirlendiğini, hatta sözlü olarak 3 aylık dönemler itibariyle bu bedelin artırılacağının kararlaştırıldığını, hattın tanıtılması ve verilen hizmetin yerleşmesi için çarter bedelinin 01.11.2001-31.12.2004 tarihleri için günlük 3.800 USD, 2005 yılı içinde eş gemilerin ücreti gibi 6.300 USD olarak hesaplandığını, davalının edimlerini ifa etmemesi nedeniyle sözleşmenin feshedildiğini,
ayrıca sorumluluğundaki yakıt faturası bedelini de ödemediğini ileri sürerek, 1.246.150 ABD Doları çarter bedeli, 44.428 ABD Doları yakıt bedeli ve dava tarihine kadar işlemiş faiz alacağı 21.250 ABD Doları toplam 1.311.793. ABD Doları alacağın 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yabancı olan davacının teminat göstermesinin zorunlu olduğunu, taraflar arasında yazılı ve sözlü bir anlaşmanın bulunmadığını, ibraz edilen ‘time çarter’ sözleşmesindeki imzanın müvekkilinin temsilcisine ait olmadığını, bu konuyla ilgili suç duyurusu sonrası tahkikatın devam ettiğini, husumet düşmeyeceğini, müvekkilinin dava dışı Cenk Line Taş. ve Loj. Hizm. Ltd. Şti. ile anılan gemiyi de kapsar şekilde ‘Letter Of İntent’ başlıklı ve 01.11.2004 tarihli ön anlaşma yaptığını, faturanın kesinleşmesinin alacağın kesinleştiği sonucunu doğurmayacağını, beyanların çelişkili olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporlarına göre, davacının 01.11.2004 tarihli çarter sözleşmesine dayandığı, davalı tarafın bu sözleşmede imzası bulunan ve kendi adına imza atan kişinin anılan tarihte ve devam eden süreçte hiçbir şekilde temsil yetkisinin olmadığını, sözleşmenin kendisini bağlamayacağını, ancak gemiyi dava dışı Cenk Line Taş. ve Loj. Hizm. Ltd. Şti. ile imzalanan 01.11.2004
tarihli niyet mektubu uyarınca işlettiğini, bu çerçevede hizmet verdiğini ve hizmet kabul ettiğini, yetkisiz temsilciyle ilgili ceza davasının sürdüğünü savunduğu, davacının, bu savunmaya yönelik olarak da imza edenin yetkisiz olduğu kabul edilse bile, davalının kesilen faturaların bir kısmını kabul ederek ödeme yaptığı, sözleşmenin geçersizliğini savunamayacağını açıkladığı, davalı ile dava dışı Cenk Line firması arasında Türkiye-Rusya limanları arasında Ro-Ro gemi işleticiliği hakkında sözleşme imzalandığı,
bu sözleşmenin özüne göre, dava dışı Cenk Line firmasının davalıya gemi temin edeceğinin, davalının bu gemilerde yük taşıtacak müşteri bulacağının, taşıma nedeniyle müşteriyle muhatap olacağının, fatura keseceğinin, dava dışı Cenk Line firmasının da sahibi olduğu veya sağladığı gemiler ile alınan hizmetler için masraf düşümü yapıldıktan sonra araç başına davalı yana 100 USD kalacak şekilde hesaplama yapacağının kararlaştırıldığı, davacının defter ve kayıtlarını sunmaktan kaçındığı, 15.06.2006 tarihli celsede de davalı defter ve kayıtlarına dayandığını açıkladığı, davalı defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulduğu,
çarter sözleşmesini imzalayan kişinin sözleşme tarihinde davalı bünyesinde yer almadığı, sonradan genel müdür atandığı, ancak hiçbir zaman tek başına temsil ve ilzama yetkisinin olmadığı, hakkındaki ceza davasının devam ettiği, davacı yanın delil olarak dayandığı davalı kayıtlarının incelenmesinde, davalının dava dışı Cenk Line firması ile aralarında imzaladığı niyet mektubunda yazan ilkelere göre ve bu kapsamdaki hesaplamaya nazaran belirlenen faturaları kabul ederek kendi defterlerine kaydettiği, bu işlemlerinde de yetkisiz temsilci olduğu anlaşılan kişinin davalı nezdinde görev yaptığı sürece ilişkin olduğu,
davacının kendi dayandığı çarter sözleşmesine dayalı faturaların ise, davalı defterlerine hiç kaydının yapılmadığı, iade edildiği, yetkisiz temsilcinin azli öncesi davalı ile dava dışı Cenk Line firması arasındaki niyet mektubuna göre kaydedilen faturaların bir kısmının ödendiği, ancak bunun davacı ile davalı arasında yapıldığı ileri sürülen çarter sözleşmesine icazet sayılamayacağı, icazetin noksanlık halinde söz konusu olabileceği, baştan itibaren taraflar arasında çarter sözleşmesi yapılması yönünde irade olmadığı, butlanla malul işlem bulunduğu,
sonradan eksikliğinin giderilemeyeceği, ancak davacının, dava dışı Cenk Line firmasının adeta kendisi gibi bu firmanın niyet mektubundan davalıya karşı kaynaklanan edimlerini ifa amacıyla hareket ettiği, bu davranış ve işlemlerle sınırlı olarak davacının işlemlerinin davalı tarafça kabul edildiği, bu kabulün de dava dışı Cenk Line edimlerinin ifa edilmesi kabul iradesiyle sınırlı kaldığı, davacı ile davalı arasında doğrudan ilişki olmadığı,
davacının adeta Cenk Line firmasının kendisi gibi hareket ettiği, bir anlamda Cenk Line firmasının davalıya olan edimlerini ifa için bu firmayla oluşmuş bir adi ortaklığı ifade eder biçimde hareket etme konumunda bulunduğu, işlemlerin bu kapsamda değerlendirileceği, davacı durumunun ve fatura tanzim eylemlerinin bu kapsamda kabul göreceği, bu çerçevede davacının zahiren kendi namına işlem yapmış görünse de esasen bu işlemleri davanın kendisine ihbar edilen Cenk Line firması hesabına yaptığı, davalının da bu işlemleri Cenk Line firmasının edimini ifa zımmında kabulü ile bu sınırlar içinde kayıt altına aldığı,
davacının dayandığı sözleşmeye dayalı talebinin olamayacağı, açıklanan ilişki çerçevesinde alacağının bulunduğu, salt bu yön dikkate alınarak ve ödemede tekerrür olmaması kaydıyla alacağın belirlendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 233.678.00 USD’nin faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davacının var olduğunu ileri sürdüğü çarter sözleşmesi, davalı adına o sırada davalı çalışanı dahi olmayan Tülay Hakkı Kuran tarafından imzalandığından geçersiz olduğu gibi, anılan sözleşmeye davalı tarafından icazet de verilmemiş bulunmasına, zira davacı tarafça icazetin varlığına delil olarak gösterilen ve davalı defterlerine kaydedilen
faturaların, davalının davanın ihbar edildiği Cenk Line A.Ş. ile yaptığı sözleşme (niyet mektubu) esaslarına göre düzenlenmiş olmasına, bu nedenle de anılan faturaların davalı defterlerine kaydedilmesinin ve bunlara istinaden davalı tarafından kısmi ödeme yapılmasının, davalının çarter sözleşmesine icazeti olarak kabul edilemeyecek bulunmasına,
mahkemece hüküm altına alınan meblağın da, davalının ihbar olunan Cenk Line A.Ş. ile yaptığı sözleşmeye göre hesaplanan ve Cenk Line A.Ş.’nin talimatı ile davacı tarafından düzenlenen fatura tutarlarından, davalının anılan sözleşmeye göre hak ettiği komisyon, masraf ve davacıya yaptığı ödemeler düşüldükten sonra bulunan meblağ olmasına, davacının da kendi defterlerini sunmayıp delil olarak davalının defterlerine dayanmasına,
yine Cenk Line A.Ş.’nin bu faturaların davacı adına düzenlenmesine rıza göstermesi karşısında, mahkemece karar yerinde tahsilde tekerrür olmamak üzere ibaresinin kullanılması yerinde değilse de, bu hususta açık ve aleyhe bir temyiz bulunmamasına göre, taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/436, K. 2011/16060, 29 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama