KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/4382 E., 2011/15711 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Kasım 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
- Birleşen dava
- KADIKÖY 2.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ 2006/548 ESAS
Karar Metni
637 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 2.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24.06.2009 tarih ve 2006/547 - 2009/528 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, asıl ve birleşen davada; birlikte ayakkabı boyama işi yapan ve okuma yazma bilmeyen müvekkillerinin, mahalleden tanıdıkları ...tarafından iş başvurusunda kullanılacağından bahisle belge almak amacı ile notere götürüldüğünü, burada iş başvurusu için hazırlandığını sandıkları belgeler ile davalılardan ...'ın davalı şirketteki hisselerini müvekkili ...'e, davalı ...ın ise hisselerini müvekkili ...'a devrettiklerini, bilahare müvekkillerinin imzaları taklit edilerek şirket adına işlemler yapıldığını, durumun vergi dairesinden gönderilen icra emri ile ortaya çıktığını,
gerçek durumu öğrenen müvekkillerinin ilgili kişiler hakkında suç duyurusunda bulunduklarını, müvekkillerinin şirket ortağı olma gibi bir iradelerinin olmadığını ileri sürerek, davacıların şirket ortaklığının ve davacı ... yönünden şirket müdürlüğünün iptalini, düzenlenen şirket ana sözleşmesinin hükümsüzlüğünü, talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacıların şirket ortağı olduklarını, resmi memur huzurunda hisse devir senedine kendi yazısı ile senedi okuduğunu yazan ve imzalayan davacıların okuma yazma bilmediği yolundaki iddialarının geçerli olmadığını, pay devrinin kanuna ve usulüne uygun olarak yapıldığını, davacıların ortak değişikliğini ve şirketi temsile ilişkin Ortaklar Kurulu Kararlarını tescil ettirdiklerini, 10.12.2005 tarihinde davacılar tarafından alınan Ortaklar Kurulu Kararı ile şirketin sermayesinin arttırıldığını, davacıların Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığı şikayetin hisselerini devredenler ile ilgisinin bulunmadığını, davacıların, devir anında vergi borcu bulunmayan şirketin devir tarihinden sonraki vergilerinin ödenmemesi sebebiyle meydana gelen borçtan kurtulmak çabasıyla gerçek dışı
iddialarla bu davayı açtıklarını, davalı ...ın dava tarihinden önce öldüğünü, dahili dava yolu ile müvekkillerine husumet yöneltilemeyeceğini, savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, taraflarca şirket defterlerinin ibraz edilmediği, bilirkişi ücretinin dahi yatırılmadığı, başkaca belge sunmayan davacıların iddialarını ispatlayamadığı gerekçesi ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Davacılar, istemleri dışında ve habersizce şirket ortağı edildiklerini ileri sürmüşlerdir. Mahkemece şirket defterleri ibraz olunamadığından bilirkişi incelemesi yapılamadığı, bilirkişi ücretinin dahi yatırılmadığı gerekçesi ile kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiş ise de, hüküm yeterli inceleme ve araştırmaya dayanmamaktadır.
Davacılar vekili şirket defterlerinin nerede ve kimde olduğunun müvekkillerince bilinmediğini beyan etmiş, bilahare defterlerin şirketin muhasebecisinde olabileceğini belirtmiş, mahkemece de defterlerin bahsi geçen muhasebeciden istenmesine karar verilmiş, ancak istem sonucu beklenmeden ve akıbeti araştırılmadan hüküm kurulmuştur.
Öte yandan, HUMK'nun 275. maddesine göre mahkeme; çözümü teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkisi incelemesine karar verebilir. Mahkemece bu hükme göre bilirkişi incelemesi yaptırılması düşünülmüş ise de, bilirkişi ücretinin yatırılmaması nedeniyle kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, HUMK'nun 163. maddesine göre kanunun tayin ettiği müddetler kesin olduğu halde, hakimin tayin ettiği süreler kural olarak kesin değildir.
Hakim kendi tayin etmiş olduğu bir süreyi, süre geçmeden azaltıp, çoğaltabileceği gibi, süre geçtikten sonra tarafa isteği üzerine ikinci bir süre de verebilir.
Hakim tayin ettiği bir sürenin kesin olduğuna karar vermişse sürenin kesin olduğunun hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede ara kararında açık bir şekilde yazılması, yapılması gereken işlerin neler olduğunun belirtilmesi, tanınan sürenin yeterli ve elverişli olması, süreye uyulmamasının doğuracağı sonuçların açıklanması ve tarafların uyarılması gerekir.
Mahkemece, bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş ise de bu konuda oluşturulan ara kararı usulüne uygun değildir. Zira, ara kararında bilirkişilerin hangi konulara ilişkin görüş bildirmesi gerektiği tereddüde yer bırakmayacak şekilde gösterilmediği gibi, henüz üzerinde inceleme yapılması istenen şirket defter ve belgeleri toplanmadan, bilirkişi ücretinin yatırılması için kesin süre verilmesinde yeterlilik, gereklilik ve yapılabilirlik unsuru da bulunmamaktadır.
Buna göre, şirket defterlerinin ibrazına yönelik ara kararı gereği yerine getirtilip, tarafların bildirdiği tüm deliller toplanmadan, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamış ve hükmün bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/4382, K. 2011/15711, 23 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama