KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/4384 E., 2010/4778 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
324 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24/02/2010 tarih ve 2010/29-2010/29 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi alacaklı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
İhtiyati hacze itiraz eden vekili, müvekkilinin ihtiyati hacze konu senette borçlu olmadığını, alacaklı görünenin senetten dolayı herhangi bir alacağının bulunmadığını ileri sürerek, ihtiyati haczin kaldırılmasını istemiştir.
Alacaklı vekili, ihtiyati hacze dayanak yapılan senetten dolayı hem borçlunun dava dışı şirketin sorumluluğunun olduğunu savunarak, itirazın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, 04.06.2009 tarihli sulh ve ibraname de gözetilerek, keşideci asıl borçlu şirket yanında açığa imzası nedeniyle müteselsil sorumlu olan itiraz edene artık müracaat edilemeyeceği gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, alacaklı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, ihtiyati haciz kararına itiraz istemine ilişkin olup, İİK.’nun 265.’nci maddesinde borçlunun kendisi dinlenilmeden verilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı itiraz edebileceği hükme bağlanmıştır. Anılan madde hükmünde sayılan itiraz sebepleri şekli nitelikte olup, sınırlıdır. Bunun dışındaki nedenlere dayanarak, ihtiyati haciz kararına itiraz edilemez.
Somut olayda, ihtiyati haciz kararına itiraz eden borçlu vekili, bono bedelinin dava dışı şirket tarafından ödendiğini itiraz nedeni olarak ileri sürmüş, mahkemece, yazılı gerekçelerle, ihtiyati haczin kaldırılmasına karar verilmiştir.
Oysa, yukarıda açıklandığı üzere, ihtiyati haciz kararına itiraz nedenleri şekli ve sınırlı olarak İİK.’nun 265.’nci maddesinde açıkça düzenlenmiş olup, mahkemece, borçlu vekilinin itirazının anılan madde kapsamında olmadığı gözetilerek, itirazın reddi yerine kabulü doğru görülmemiştir.
2-Öte yandan, 04.06.2009 tarihli sulh ve ibra beyanı başlıklı belgedeki senet ile ihtiyati hacze dayanak yapılan senedin farklı senetler olduğunun bile mahkemece gözden kaçırılması kabul şekli bakımından da doğru bulunmamıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/4384, K. 2010/4778, 3 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama