KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/5400 E., 2010/5060 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Alanya Asliye 1.Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
572 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Alanya Asliye 1.Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30.03.2007 tarih ve 2003/24-2007/370 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı kooperatif arasında 15.06.1996 tarihli bir eser sözleşmesinin imzalandığını, buna göre müteahhit olan müvekkiline inşaat maliyetinin % 15’i oranında ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığı, 30.06.1999 tarihli genel kurul ile müvekkilinin işi bıraktığını, (4.366.662.241)TL tutarındaki alacağının müvekkiline ödenmediğini, 21.09.2001 tarihli ihtarnameden de bir sonuç alınamadığını ileri sürerek, anılan meblağ asıl alacak ile (5.702.388.000)TL faiz alacağı ve (46.390.000)TL tespit gideri toplamı (10.115.390.000)TL’nın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, 15.06.1996 tarihli sözleşmenin davacı ile müvekkilini temsilen davacının kardeşi arasında yapıldığından geçersiz olduğunu, davacının müvekkilinden bir alacağının bulunmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı vekilinin 07.11.2006 tarihli dilekçesi ile müvekkilinin 1997 yılında davalı kooperatifin yönetim kurulu üyesi olduğunu, 24.07.1999 tarihli genel kurul toplantısının 3. gündem maddesi ile yaptığı harcamaların müvekkiline ödenmesi konusunda yönetim kuruluna yetki verildiği halde herhangi bir ödemenin yapılmadığını, başlangıçta taşeronluk sözleşmesi olarak başlayan ilişkinin müvekkilinin yöneticiliğe geçmesiyle huzur hakkı alacağı olarak devam ettiğini,
dolayısıyla davanın taşeronluk sözleşmesi değil huzur hakkı için yapılan sözleşmeden doğan alacak davası olduğunu bildirdiği, davacının 1997 yılından sonra yaptığı hizmetlerden dolayı huzur hakkı alacağının doğduğu ve davacıya bu konuda ödeme yapıldığına dair bir belgenin sunulmadığı, davacının huzur hakkı olarak (5.322,45)YTL alacağının bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, anılan meblağın 27.09.2001 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, eser sözleşmesine dayalı alacağın tahsili istemi ile açılmış, yargılama sırasında davacı vekilince 07.11.2006 tarihli dilekçe ile bu kez davalarının taşeronluk sözleşmesine değil, huzur hakkı alacağı için yapılan sözleşmeye dayalı bir alacak davası olduğu bildirilmiştir.
Davacı vekilinin bu beyanının HUMK.’nun 83 vd. maddelerinde düzenlenen ıslah talebi olduğu ve anılan maddelerde belirtilen usulü işlemlerin yapılmasını gerektirdiği, aksi halde ıslahın yapılmamış sayılacağı tabiidir. Davacı vekili ise bu usulü işlemlerin hiçbirisini yapmamıştır. Esasen 04.02.1948 gün ve 1944/10 Esas -1948/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve HUMK.’nun 84. maddesinin açık hükmü uyarınca, ancak yargılama bitinceye kadar ıslah yapılabilmesi mümkün olup, bozma kararından sonra bu hükümden yararlanma olanağı da bulunmamaktadır.
Bu durum karşısında mahkemece, uyuşmazlığın dava dilekçesinde belirtilen ilk iddia gibi incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Kabul şekli açısından da huzur hakkı, o dönemde çalışan yöneticilerin harcadıkları emek ve mesailerine karşılık, genel kurul kararları ile belirlenen ve yöneticilere genellikle aylık olarak ödenmesi kararlaştırılan bir meblağdır. Davacının ileri sürdüğü şekilde, tek bir yöneticiye ve yapılan belli bir işin karşılığı olarak ödenecek bir meblağın huzur hakkı olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Bu durumda mahkemece, davacı talebinin huzur hakkı olarak kabul edilmesi dahi doğru bulunmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
3- Yukarıda açıklanan bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin mahkemece hükmedilen vekalet ücretine ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/5400, K. 2010/5060, 10 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama