KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/5607 E., 2011/16594 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Aralık 2011
- Mahkemesi
- Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
460 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15/12/2009 tarih ve 2008/150-2009/278 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin TPE tarafından “önce sektörel bazda daha sonra tüm sektörlerde” tanınmışlık statüsüne alınan 86132, 168318 sayılı DOĞADAN markalarının yanında muhtelif doğadan markalarının sahibi olduğunu, davalı şirketin 29, 30 ve 31. sınıf ürünlerde kullanılmak üzere DOĞARI+ŞEKİL markasının tescili için müracaat ettiğini, bu başvuruya itiraz edildiği halde bu itirazın TPE tarafından kabul edilmediğini, davalı markasının müvekkilin tanınmış markaları aleyhinde bir durum yaratıldığını belirterek; davalı şirketin marka başvurusuna yaptıkları itirazın reddine dair “2008-M-780 sayılı YİDK kararının iptaline, davalı başvurusunun marka olarak tescili tamamlanmış ise sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TPE vekili, davacı ve davalı markalarının yazılış ve telaffuz itibariyle birbirinden farklı olduğunu, doğa ibaresinin piyasada yaygın kullanımı olan ayırt ediciliği zayıf bir ibare olduğunu, bu ibareye ayırt edici ek/sözcükler konulduğunda karıştırma ihtimalinin ortadan kalkacağını, yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket vekili; tanınmış marka niteliğine sahip olunmasının doğrudan doğruya tanınmış marka ile aynı veya benzer markanın da red veya hükümsüzlük nedeni olmadığını, taraf markaları arasında bir benzerlik de bulunmadığını, her iki markada bulunan “doğa” kelimesinin Türkçe’de yaygın olarak kullanılan bir ibare olduğunu, bu kelimeden yola çıkılarak oluşturulan “doğarı” şeklindeki sözlük dışı fantezi bir kelime olan işaretin, “doğa” ibaresinden ayrılarak ayırt ediciliğinin yükseldiğini, müvekkilinin markasının siyah zemin üzerine beyaz harfler ile D şekli ve DoğArı ibaresinden oluştuğunu, bu kullanımın müvekkilin ana ticari faaliyeti olan arıcılık faaliyetinin bir gereği olarak yapıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava konusu marka başvurusu “DoğArı + şekil” ibaresinden oluşmaktadır. Her ne kadar bilirkişi raporunda söz konusu ibarenin farklı anlamı bulunan kelimelerin bir araya getirilmesi suretiyle türetildiği ve bu kapsamda da davacının “doğadan” ibareli markası ile iltibas bulunmadığı mütalaa edilmiş ise de her iki ibarenin yazılış ve okunuşları itibariyle dava konusu başvurunun kapsadığı 29., 30., 31. sınıf emtianın ortalama alıcıları nezdinde 556 sayılı KHK nın 8/1-b bendi anlamında ilişkilendirilme ihtimali de dahil olmak üzere iltibas tehlikesine yol açacak derecede benzer oldukları kabul edilmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/5607, K. 2011/16594, 7 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama