KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/5698 E., 2011/17644 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Aralık 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
704 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/01/2010 tarih ve 2008/292-2010/29 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin hamili bulunduğu 5 adet bonoyu tahsil edilmesi amacıyla davalı banka şubesine teslim ettiğini, ancak söz konusu bonoların vadelerinin gelmelerine rağmen ödeme yapılmadığını anlayan müvekkilinin davalı bankadan bono asıllarını protesto evrakı ile birlikte geri istediğini, müvekkilinin uzunca bir süre oyalandığını, daha sonra 4.000 USD bedelli 4 adet bono aslının masrafı ödenmiş olmasına protesto edilmemiş vaziyette iade edildiğini, 40.000 USD bedelli bononun ise kaybedildiğinin bildirildiğini, davalının özensiz ve dikkatsiz davranışı nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek,
40.000 USD bedelli bononun kaybından dolayı 1.000 TL'nin, diğer bonolarla ilgili yapılan masraflar için 4.000 TL'nin ve 10.000 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 11.12.2009 tarihli dilekçesi ile davasını ıslah ederek kaybedilen bono nedeniyle 40.000 USD'nin, masraflar nedeniyle 4.301,12 TL'nin tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, kaybedilen bono nedeniyle müvekkiline karşı dava açılabilmesi için öncelikle davacının zararının doğmasının gerektiğini, kaybedilen senedin iptaline ilişkin karara dayalı olarak davacının senet borçlusundan talepte bulunmadığını, davacıya iade edilen senetlerin de keşidecisinin aynı olmasına rağmen bu senetlerin dahi tahsil edilemediğini, davacının kişilik haklarına bir saldırı olmadığından manevi tazminat istenemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından 4.000 USD bedelli 3 adet bono ile 40.000 USD bedelli bir bononun tahsil amacıyla davalı bankaya tevdi edildiği, 40.000 USD bedelli bononun davalı banka nezdinde kaybolduğu, kaybedilen bonoya ilişkin zayi nedeniyle iptal davası açıldığı ve söz konusu bononun iptal edildiği, davacının bono borçlusu aleyhine yaptığı icra takibinin sonuçsuz kaldığı ve davacıya borç ödemeden aciz vesikası verildiği, bu aşamadan sonra bono bedelinden kusurlu davranışları ile bononun kaybına yol açan davalı bankanın sorumlu bulunduğu,
ayrıca davacının alacağının tahsili için yaptığı masrafların da davalıdan istenebileceği, manevi tazminat istemi yönünden yasal koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 40.000 USD'nin ve 4.249,48 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1) Dava, tahsil için verilen bononun davalı banka tarafından kaybedilmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Taraflar arasında, davacının hamili bulunduğu 5 adet bononun tahsil için davalıya verildiği, bunlardan dördünün işlemsiz olarak davacıya iade edildiği, 40.000 USD bedelli bononun ise kaybolduğu, davalı banka tarafından vekil-hamil sıfatıyla zayi belgesi alınarak davacıya verildiği ve davacı tarafından bu zayi belgesine dayalı olarak keşideci hakkında başlatılan icra takibinin semeresiz kaldığı ve aciz belgesi alındığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, davacının bono bedelini tahsil edememesi nedeniyle doğan zararından davalının sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Vekil konumunda olan davalı bankanın bononun kaybedilmesi nedeniyle sorumlu olması için, hamilin zayi nedeniyle alacağını ispatlayamamasından dolayı mal varlıkları olduğu halde gerek bono borçlusu ve gerekse diğer müracaat borçlularından alacağını tahsil edememesi veya ispat zorluğu çekilmediği halde bononun vade tarihi ile icra takip tarihi arasında borçluların mallarını ellerinden çıkarması nedeniyle alacağı tahsil edememesi gerekir.
Somut olayda, davacı tarafından bono borçlusu hakkında başlatılan takip kesinleşmiş olup, ispat zorluğu söz konusu değildir. Bu itibarla, müracaat borçlusu olduğu da ileri sürülmediğine göre, davalı bankanın sorumluluğundan söz edilebilmesi için bononun vade tarihi ile takibin kesinleştiği tarih arasında bono borçlusunun mal varlığının elinden çıktığının ve bu nedenle bononun tahsil edilemediğinin ispat edilmesi gerekir. Oysa, mahkemece bu hususlar nazara alınmadan ve vade tarihi itibariyle bono borçlusunun ödeme gücünün varlığı araştırılmadan yazılı şekilde davalının sorumluluğuna hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2) Öte yandan, davacı taraf, davalıya söz konusu bonoları verirken alınan peşin ücret ile birlikte bonoların akıbetinin davalı tarafından kendisine bildirilmemesi nedeniyle yaptığı masrafların da tahsilini istemiştir. Davalı tarafından bonoların tahsili amacıyla davacıdan alınan avans ile birlikte davalının kusuru nedeniyle davacı tarafından davalıya gönderilen ihtarname masraflarının davalıdan tahsili yerinde olmuş ise de, söz konusu ihtarnamelerin vekil aracılığıyla gönderildiğinden bahisle ayrıca vekalet ücretinin de hüküm altına alınması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
03/01/2012 KLY
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/5698, K. 2011/17644, 26 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama