KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/6322 E., 2010/5107 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
494 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara (Kapatılan) 26. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16.10.2008 tarih ve 2007/243 - 2008/394 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl ve birleşen dava davalısı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl ve birleşen davada davacılar vekili,müvekkilerinin davalı kooperatifin ortağı olmadıklarını ve üyelerine sunduğu hiçbir hizmetinden de yararlanmadıklarını, buna rağmen davalı tarafından davacılardan aidat istendiğini ileri sürerek, davacıların davalı kooperatifin ortağı olmadıklarının ve aidat ödemek zorunda bulunmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Davalı vekili,davacıların kooperatif site yönetiminin sunduğu temizlik, güvenlik, içme suyu tesisatı, imalatı, elektrik tesisatı, alt yapı hizmeti, imar planı hizmetleri gibi bir çok hizmetten yararlandıklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, davalının verdiğini savunduğu hizmetlerin kamu kurumları tarafından karşılandığı; kamu kurumları tarafından verilmeyen hizmetlerinde davacıların kendi çabaları ile yerine getirdikleri, su ve elektrik abonesi olup bedellerini de ilgili kamu kurumlarına ödedikleri, bu suretle davalı kooperatifin sunduğu hiçbir hizmetten faydalanmadıkları, davacıların davalı kooperatifin üyesi olmadıkları için de davalı kooperatife karşı sorumlu bulunmadıkları gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen davada davalı vekili temyiz etmiştir.
Asıl ve birleşen dava, davalı kooperatif ortağı olunmadığının ve aidat ödemek zorunluluğu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkin olup, asıl ve birleşen davada davalı kooperatifin işyerlerinin bulunduğu alanda davacıların da işyerlerinin bulunduğu, ancak davacıların davalı kooperatifin ortağı olmadıkları çekişmesizidir. Esasen uyuşmazlık,davalı kooperatif tarafından sunulduğu savunulan hizmet yada hizmetlerden davacıların yararlanıp yararlanmadığı, bu bağlamda yararlanılan hizmet bedellerinin davacılar tarafından ödenmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmakta olup, mahkemece, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda yukarıda yazılı gerekçelerle asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Oysa, asıl ve birleşen davadaki davacılar, işyeri edindikleri alanın esasen kooperatif ortaklarına ait işyerlerinden oluştuğu,davalı kooperatifin tüzel kişiliğini devam ettirdiği gerçeğini bilmelerine rağmen o alanda işyeri edindikleri olgusu karşısında kooperatif ortağı olsun veya olmasın kooperatif hizmetinden yararlanan kişilerin bu hizmetlerin karşılığı olan aidatları yada bedeli ödemek zorunda bulundukları kuşkusuzudur.
Başka bir deyişle, davalı kooperatifin fiilen verdiği hizmet yada hizmetlerin karşılığını davacılardan vekaletsiz iş görme hükümleri çerçevesinde isteyebileceğinin ilke olarak kabulü gerekir.
Sözkonusu alanda işyeri bulunanların, ortak olsun yada olmasın kooperatif tarafından fiilen sunulan hizmetleri reddetmesi yada kabul etmemesi mümkün olmayıp, bu bağlamda herhangi bir gerekçenin arkasına sığınarak fiilen sunulan hizmet bedelini ödemeden kaçınmasının kabulü olanaklı değildir.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, asıl ve birleşen davada davacıların yararlandığı hizmetlerin nitelik ve mahiyetlerinin açıkça ve denetime elverişli bir şekilde değerlendirilmesi ve varsa kooperatif hizmetlerinin karşılığının tespit edilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi yerine sonuçta yanlış ilkeye ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı uyuşmazlıkla örtüşmeyen isabetsiz gerekçelerle hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/6322, K. 2010/5107, 10 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama