KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/7368 E., 2011/16997 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Aralık 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
531 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18/02/2010 tarih ve 2009/263-2010/113 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinden para tahsil ettiğini ve ödemediğini, bunun üzerine müvekkili tarafından davalı şirket aleyhine açılan davada Essen Asliye Hukuk Mahkemesince müvekkili lehine 15.338,76 Euro'nun tahsiline karar verildiğini, kararın 24.01.2008 tarihinde kesinleşerek Apostille ile onandığını ileri sürerek Essen Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kararın tenfizini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, yabancı mahkeme kararının davalıya Lahey Sözleşmesine göre tebliğ edilmediği, postaya verilme tarihinin tebliğ tarihi sayıldığı, MÖHUK 38/c mad. gereğince yapılan tebligatın kamu düzenine aykırı olduğu, kesinleşmiş mahkeme kararının bulunmadığı, öte yandan Yabancı Mahkeme kararının aynı taraflar arasında ve aynı konuya ilişkin olmayan bir Türk Mahkeme kararı ile bağdaşmaması halinde Türk Kamu düzeninin olaya müdahale edeceği, yabancı bir mahkeme karar verdiği takdirde kamu düzeni ilkesinin öne çıkacağı ve Yabancı Mahkeme kararının tenfizinin mümkün olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, yabancı mahkeme kararının tenfiz edilebilmesi için kararın Lahey Sözleşmesi hükümleri uyarınca kesinleşmesinin gerekmesine ve dava konusu olayda tenfizi istenen kararın Lahey Sözleşmesi uyarınca yetkili makamlar aracılığı ile tebliğ edilmeyip posta yoluyla tebliğ edilmesi nedeniyle kesinleşmediğinden mahkemece sırf bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken,
ayrıca yerinde bulunmayan diğer gerekçelerin de davanın reddine gerekçe yapılması doğru değil ise de, yukarıda da belirtildiği üzere usulünce kesinleştirilmiş bir karar bulunmadığından yerinde bulunan bu gerekçeye göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2-Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir. Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde belirtilmiştir.
Buna göre mahkeme kararında, iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin tek tek gösterilmesi; hüküm sonucu kısmında ise, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşılmasını engeller. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olayda, davalı taraf dava dilekçesi ve duruşma gününün tebliğine rağmen duruşmaya gelmediği, cevap vermediği ve kendisini vekille temsil ettirmediği halde, mahkeme kararında davalı vekili cevap vermişcesine karar oluşturulması ve hüküm kısmında da kendisini vekille temsil etmeyen davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/7368, K. 2011/16997, 14 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama