KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/7374 E., 2010/8977 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Eylül 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
768 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13.11.2007 gün ve 2007/165 - 2007/453 sayılı kararı bozan Daire’nin 08.02.2010 gün ve 2008/10526 - 2010/1403 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkillinin davalıdan alacaklı olduğunu, Magdeburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açtığı davayı kazandığını, bu kararın kesinleştiğini ileri sürerek, mahkemenin 27.12.2005 tarih ve 11 O 1820/05 sayılı kararı ile masraf tespitine ilişkin 23.03.2006 tarihli kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edilmediğini, dava dilekçesi Adli Yardım Sözleşmesi’ne dayalı olarak Bakanlık aracılığı ile tebliğ edilmiş ise de savunma haklarının kısıtlandığını, gerek gıyap kararının gerekse gerekçeli kararın usulüne uygun tebliğ edilmediğini, kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığıyla tebliğ edilmesi gerektiğini, kararın kanuna karşı hile yolu ile elde edildiğini, tenfiz koşullarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, "Magdeburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 11 O 1820/05 sayılı dosyasının 25.12.2005 tarihinde sonuçlandığı, 23.03.2006 tarih ve aynı sayı ile Masraf Belirleme Kararı verildiği, kararın 10.01.2006 ve masraf belirleme kararının 27.03.2006 tarihinde postaya verilmek suretiyle davalı tarafa tebliğe çıkartıldığı ve kararın 10.03.2006 tarihinde kesinleştiğinin şerh edildiği,
1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne göre sözleşmeye taraf olan ülkeler arası yapılacak tebligatların hangi makam tarafından yerine getirileceği ve tebligatın hangi usul ile yerine getirileceğinin belirlendiği, tenfizi istenen kararın tebliğinin sözleşme aksine Alman Hukukuna göre yapıldığı, Lahey Sözleşmesi, MÖHUK ve HUMK uyarınca davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği,
ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, Alman makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin tebliğ tarihi sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulününmümkün olmadığı, tebligat kamu düzenine ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK’un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunduğu,
MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmadığı" gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar,taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizce"dosyada tercümesi bulunan Magdeburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 11 O 1820/05 sayılı gıyabi kararında, kararın bir suretinin davalıya 10.01.2006 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleşme tarihinin 10.03.2006 tarihi yazılı olduğu halde tenfize konu kararın doğrudan posta yolu ile davalıya tebliğ edildiği bu nedenle de usulüne uygun tebliğ edilip kesinleşmiş bir mahkeme ilamı bulunmadığı sonucuna nasıl ulaşıldığı karar yerinde tartışılmamıştır.
Bu durum karşısında, mahkemece tenfiz istemine konu edilen Magdeburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nin gerekçeli karar metninin ve tebliğ belgelerinin tamamının onaylı çevirisi dosyaya sağlandıktan sonra davaya konu uyuşmazlığın niteliği ve 2675 sayılı MÖHUK' nun 38. maddesine aykırılık ve tenfize engel bir halin bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmediği" gerekçesiyle davacı yararına bozulmuş, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Bu kez, davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dairemiz'in emsal nitelikli 02.12.2009 tarih ve E. 2009/9925,K. 2009/12297 sayılı ilamında da belirtildiği üzere,yabancı mahkeme ilamının tenfizine karar verilebilmesi için kesinleşmiş olması koşulu, davanın esası hakkında inceleme yapılması ve karar verilebilmesi için gereklidir. Yabancı mahkeme ilamı kesinleşmeden dava açılması bir usuli eksiklik olup,yargılamanın devamı sırasında da tamamlanabilmesi mümkündür.
Dava tarihinde bu koşul yerine gelmemiş ise, dava hemen reddedilmemeli, usuli eksikliğin giderilmesi için davacıya olanak tanınmalıdır. Bu ilke çerçevesinde, somut olayda davacı vekili,temyiz aşamasında 12.2.2010 tarihli dilekçe ekinde bir takım belgeler eklenmiş ve yabancı ilamın davalı vekiline Lahey Sözleşmesinin aradığı usule göre,19.11.2009 tarihinde tebliğ edildiğini ve kararın kesinleştiğini ileri sürmüştür.
Davacı vekilinin 13.11.2007 tarihli oturumda,davalı vekiline anılan usule göre tebliğ yapılmadığını beyan etmesi, anılan oturumdan sonraki gelişme karşısında, davalı vekilinin karar düzeltme itirazının aksine çelişki oluşturmamaktadır.Mahkemenin bu belgeyi de tebliğ belgelerinin araştırılmasına yönelik bozma kapsamında değerlendirerek ilamın kesinleşmiş olup olmadığını, kesinleşmiş ise tenfiz talebinin,
diğer tenfiz şartları yönünden ele alacağı tabii olup,tebliğ belgelerine yönelik araştırmaya sevkeden bozma ilamının anılan koşulu "usuli eksiklik "olarak değerlendirdiği anlaşılmaktadır.Yabancı mahkeme ilamının tenfizine karar verilebilmesi için tenfiz davasından önce kesinleşmiş olması koşulunun dava koşulu olduğuna,diğer tenfiz koşullarının mahkemece ve Dairemizce incelenmediğine yönelik temyiz ve karar düzeltme itirazları isabetsiz olup,esasen bozma ilamının 2 nolu bendinde bu aşamada davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmediği berlitilmiştir.
Bu açıklamalara ve Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin HUMK’nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/7374, K. 2010/8977, 21 Eylül 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama