KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/8127 E., 2012/9430 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 31 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
810 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 31/12/2009 tarih ve 2008/618-2009/1016 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 29/05/2012 günü hazır bulunan davacı vekili Av..... ile davalı vekili Av. .... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkil şirket tarafından davalıya verilen taşıma ve lojistik hizmetlerin bedellerinin fatura edilerek davalıya gönderilmesine rağmen, davalının varlığını kendisinin de kabul ettiği bu borcunu kendi verdiği talimat neticesinde oluşan bir zararını bahane ederek ödemekten kaçındığını, verilen hizmetlerin CMR Konvansiyonuna tabi olmasından dolayı davalının kendi verdiği talimattan doğan zararlardan taşıyıcının sorumlu olamayacağını, davalının navlun ücretini ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürerek navlun ve lojistik hizmetlerine ait bedeller de dahil olmak üzere toplam 42.603,49 TL alacağın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı ile müvekkili arasında, 05/01/2008 tarihli uluslararası hamule senedi ile dava konusu malların yurt dışına çıkarılmasına ilişkin her türlü evrakta, teslimatın evrak mukabilinde olduğunun açıkça belirtildiğini, uluslararası hamule senedinde de ödeme yapılmadıkça gümrüklemenin yapılamayacağı yönünde talimatın yer aldığını, davacının bu talimata aykırı olarak yükün teslimini gerçekleştirdiğini, malı bedelsiz olarak alan alıcının daha sonra mal bedelini ödemediğini, müvekkilinin bedeli tahsil çalışmalarının sonuçsuz kaldığını,
verilen talimata aykırı olarak hareket eden davacının müvekkilini 23.841,13 Euro zarara uğrattığını, müvekkilinin tazminat alacağı olan 23.841,13 Euro’yu, davacının müvekkili şirketten olan cari hesap alacağına takas ve mahsup ettiğini 14.02.2008 tarihli ihtarname ile bildirdiğini, kalan borcun ise derhal davacıya ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma,toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı taşıyıcının aralarındaki sözleşmede yer almasına rağmen emtianın teslimi aşamasında banka ödentilerinin yapıldığına ilişkin belgeleri almadan emtiaları alıcıya teslim ettiği, davalının alıcıdan emtia bedelini tahsil edemediği, meydana gelen zarardan davacı taşıyıcının sorumlu olduğu, her ne kadar davacı tarafça sözleşme kaynaklı alacağını talep etmişse de, davalının meydana gelen zararına karşılık davacıya takas talebinde bulunmakta hakkı olduğu ve dolayısıyla her iki alacağın takas beyanı kullanıldığı an itibariyle sona erdiği, davalının davacıya karşı herhangi bir borcunun kalmadığı gerekçesiyle kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı taşıyıcı tarafından ifa edilen taşımalar nedeniyle navlun ve lojistik hizmet bedellerinin tahsili istemine ilişkindir.
Davalı, en son 05/01/2008 tarihli Uluslararası hamule senedi ile yurt dışı çıkışı gerçekleştirilen 4 palet 23.841.15 Euro bedelli malın taşınması ve varış adresine teslimi için davacı ile çalışıldığını ancak, davacının vesaik mukabili teslim şartına rağmen bu teslimin gerekleri yerine getirmeden malı alıcısına teslim etmesi nedeniyle alıcının mal bedelini ödemediğini, ödenmeyen mal bedelinin davacının cari hesap alacağına takas ve mahsup edildiğini, bu şekilde davacının müvekkilinden alacağının kalmadığını savunmuştur.
Buna karşılık davacı vekili 10/11/2008 tarihli replik dilekçesinde ise, malın gümrüklenerek alıcısına teslimine sağlayan Orijinal ATR (Dolaşım Belgesi) belgesini yük ile birlikte teslim ettiğini, bundan sonra alıcısına teslim işini davalının yetkilendiridiği gümrük şirketinin yaptığını, gümrükleme yapacak şirketin müvekkilinin yardımcısı ya da acentesi olmadığını, verilen talimata aykırı davranılmadığını ileri sürmüştür.
Uyuşmazlık, davalı tarafından takas ve mansuba konu emtianın alıcısına ya da yetkilisine usulüne uygun teslim edilip edilmediği, teslimin alıcısına usulüne uygun yapıldığını kanıtlama yükümlülüğünün kime ait olduğu noktasında toplanmaktadır.
Taraflar arasındaki taşımanın Uluslararası taşıma olması nedeniyle uyuşmazlığa, Karayolu ile Milletlerarası Mal Nakliyatı Mukavelesi ile İlgili Anlaşma (CMR) hükümlerinin uygulanması gerektiği şüphesizdir. Bu itibarla mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, CMR 21.maddesinin teslimde ödeme kaydının esas itibariyle nakit ödemeler göz önüne alınarak getirilen düzenleme olduğu MÖHUK. 24.madde hükmü uyarınca emtia Almanya'da teslim edilmek gerektiğinden Alman Hukuku'nun uygulanması gerektiği görüşü doğru değildir.
Öte yandan, davalı taşıyanların anılan hükümler uyarınca yükleme yerinde teslim aldıkları emtiaları gerçek alıcısına veya yetkili temsilcisine teslim etmeleri taşıma sözleşmesinden doğan bir yükümlülükleri olup, aksi halin varlığı sorumluluklarını doğuracağı muhakkaktır. Teslim ise, iki tarafın iradesine dayanan bir işlem olup, taşıyıcının taşıma sözleşmesinden doğan mükelleffiyeti ancak gönderilene geçerli bir teslim ile sona erer.
Davalının vesaik mukabili satılan malları varma yerinde usulüne uygun olarak alıcısına teslim etmemesi halinde, CMR Konvansiyonu'nun 21'nci maddesi gereğince mal bedeli kadar sorumlu tutulması gerekirse de, davalı taşıtanın da mal bedelini alıcısından tahsil etmediğini ispat etmesi gerekir.
Bu durumda mahkemece, dava konusu olayda, davalı taşıtanın ticari defterlerinde yer alan alıcı adına olan hesap kapatma işleminin, alıcı tarafından yapılan ödeme ile yapılmadığını ispat etme imkanı verilip, davaya konu ihraç edilen emtialarla ilgili olarak bedelinin akibeti, bu bağlamda davacılara ödenip ödenmediği hususu aracı bankalardan yeterince araştırılarak, yine davacının replik dilekçesinde ileri sürdüğü davacının temsilcisine usulüne uygun teslimin olup olmadığının ispat yükünün de davacıya ait olduğu gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/8127, K. 2012/9430, 31 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama