KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/8729 E., 2012/9757 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Haziran 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
- Birleşen dava
- Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2009/2 Esas
Karar Metni
846 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/01/2010 tarih ve 2009/2-2010/20 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 05.06.2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av...... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili asıl ve birleşen davada, müvekkili ile davalı arasında hazır beton taşıma işletme ve bakım sözleşmesi düzenlendiğini, davalının müvekkilinin istihkak alacaklarını ödemeyerek sözleşmeyi feshettiğini, tahsiline yönelik olarak başlatılan takiplerin ise itiraz üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazların iptalini ve % 40 dan az olmamak üzere icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili asıl ve birleşen davada, sözleşme süresi sona erdiğinden ihalenin başka şirkete verildiğini, davacının çalıştırdığı işçilerin SSK'ya verilmesi gereken aylık ve dönemsel bildirgelerini, makbuzlarını vermesi gerekirken bunu yapmadığını, işçi yasal alacaklarının bir kısmının ödenmediğini, alacaklı görünen şirketin istihkakları üzerine çok sayıda haciz ihbarnameleri ve haciz müzekkereleri geldiğini, bir kısmının ödendiğini, bir kısmına ise blokaj yapıldığını, müvekkilinin asıl işveren sorumluluğunun söz konusu olacağından iş akdi ile ilgili belgelerin sunulmadan istihkakların serbest bırakılamayacağını,
alacakları likit olarak belirlenemediğini, likit olmayan bir alacak için sadece faturaya dayanılarak takip yapılamayacağını, alacaklı görünenin takip hakkının bulunmadığını, takibin haksız ve kötü niyetli olduğunu savunarak, asıl ve birleşen davanın reddini istemiş ve kötü niyet tazminatının tahsilini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, taraflar arasında hazır beton, taşıma, işletme ve bakım sözleşmesi yapıldığı, sözleşme hükümleri uyarınca işlemlerinin gerçekleştirildiği ve taraflar arasındaki sözleşmenin feshedildiği, fatura konusu işlerin yapıldığı, faturaların davalı tarafın defter ve belge içeriklerine göre kendi aleyhine ve davacı taraf lehine delil teşkil edecek şekilde kayıtlı olduğu, sözleşme içeriğine göre davalının doğrudan davacının SSK prim borçları ile sorumluluğunun olmadığı,
ancak kendilerinde herhangi bir hakedişleri olduğu takdirde yapılacak haciz bildirimleri üzerine ödeme yapmakla yükümlü bulunduğu, bunun borcun ödenmesine engel teşkil etmeyeceği, davalının sözleşmeyi 21.11.2008 tarih itibariyle feshettiği ve 23.11.2008 tarihi itibariyle devirlerin Gerçekleştiği, dolayısıyla fesh olmuş bir sözleşme uyarınca davacının geçmişten kalan alacaklarının bu sözleşmeye göre fatura tarihinden itibaren ön görülen süre içerisinde ödeneceğine dair bir yoruma gidilemeyeceği, taraflar arasındaki sözleşme feshedildiğine göre tüm alacaklıların muaccel hale geldiğinin kabulü gerektiği,
davalı tarafın gerek ödeme tarihlerinin gelmediği, gerekse SSK ile ilişiğinin bulunmadığı yazılarının ibraz edilememesi nedeniyle ödemeden kaçınması doğru olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü ile ve icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Asıl ve birleşen dava, hazır beton taşıma, işletme ve bakım sözleşmesine dayalı başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkin olup, taraflar arasında sözleşmenin varlığı ve davacının her iki davaya dayanak sözleşmeye dayalı olarak edimlerini ifa ettiği yanlar arasında çekişme konusu değildir.
Uyuşmazlık, davacının çalıştırdığı işçilerin SSK 'ya verilmesi gereken aylık ve dönemsel bildirgelerini, makbuzlarını vermesi gerekirken bunu yapmaması, başka bir deyişle yukarıda anılan sözleşmeye bağlı olarak davalının asıl işveren olarak sorumluluğunun devam ettiğinin kabulü halinde davalı tarafından davacının dava konusu istihkalarını ödemeden kaçınmasının sözleşmeden ve yasadan doğan bir hak olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Mahkemece, yukarıda da vurgulandığı üzere, davalının doğrudan davacının SSK prim borçları ile sorumluluğunun olmadığı, ancak kendilerinde herhangi bir hakedişleri olduğu takdirde yapılacak haciz bildirimleri üzerine ödeme yapmakla yükümlü bulunduğu, bunun borcun ödenmesine engel teşkil etmeyeceği sonucuna varılarak yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Oysa, mahkemenin kabulünün tam aksine taraflar arasındaki sözleşmenin ödeme başlıklı 11 nci maddesi " MARSAŞ, her ayın ilk haftası içerisinde bir önceki aya ait "SSK Borcu Yoktur" yazısını AÇS'ye ibraz etmek zorundadır.Aylık verilmesi gereken "SSK Borcu Yoktur" yazısının verilmemesi durumunda AÇS'ce istihkak ödemesi yapılmayacaktır" hükmünü haiz olup, sözleşmenin eki mahiyetindeki davacı tarafından imzalandığı anlaşılan taahhütnamenin davacının yasal ve akdi sorumluğunu düzenleyen B bölümünün 1 nci maddesi " MARSAŞ, her ay SSK'ya vermesi gereken aylık prim bildirgeleri,
4 aylık dönem bordroları ile işsizlik sigorta makbuzlarının bir suretini AÇS'ye verecektir. Aksi halde belgenin ibrazına kadar Marsaş istihkakı ödenmeyecektir." şeklindedir. Yine anılan taahhütnamenin çeşitli maddelerinde benzer düzenlemelerin yer aldığı da açıktır. Öte yandan, sözleşme ve taahhütname içeriği tümü ile nazara alındığında esasen davalının asıl işveren sıfatının devam ettiği de kuşkusuzdur.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davalı tarafından davacının dava konusu istihkalarını ödemeden kaçınmasının sözleşme ve yasaya bağlı bir hak olup olmadığının denetime elverişli bir şekilde yeterince tartışılmak ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken eksik incelemeye ve yanılgılı değerlendrimeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş, asıl ve birleşen davadaki hükmün davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin icra inkar tazminatına ilişen temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/8729, K. 2012/9757, 5 Haziran 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama