KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/13789 E., 2013/16818 K.·San. Ve Dış Tic. Ltd. Şti.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Eylül 2013
- Mahkemesi
- TİCARET MAHKEMESİ
Karar Metni
889 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04.07.2011 tarih ve 2008/33-2011/379 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 24.09.2013 günü hazır bulunan davacı vekili Av....e davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili lehine davalı Bankanın Merkez Şubesi nezdinde Alpha Bank AE Yunanistan tarafından 1.222.773 EURO tutarlı bir akreditif açıldığını, akreditifin yükleme vadesi ile ilgili şartlarda değişiklik yapıldığını, ancak amir banka tarafından değişikliğin 01.10.2007 günü davalı bankaya bildirmesine rağmen, davalının yükleme gününden 4 gün sonra 24.10.2007 tarihinde yeni yükleme gününü müvekkiline bildirdiğini, akreditif metninde yapılan bu değişikliğin tarafların tümü tarafından onaylanması gerektiği halde bunun yerine getirilmediğini,
bildirilen vadede yükleme yapılamadığından akreditifin iptal edildiğini ve müvekkilinin bu işlemle ilgili olarak davalı bankaya 472,50 TL komisyon, yurt dışındaki şirkete 75.000 EURO depozito ödediğini, ayrıca amir firmanın müvekkiline verdiği 223.000 EURO avansı geri istediğini ve yine sözleşme gereği %25 cezai şart bedeli 305.693,25 Euro'nun istendiğini, müvekkilinin akreditiften kazanacağı 183.416 EURO'dan da mahrum kaldığını ileri sürerek, şimdilik 75.000 Euro maddi ve 50.000 EURO manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, ıslah yoluyla maddi tazminat talebini 325.000 EURO karşılığı 557.505 TL'na yükseltmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin gerekli işlemleri zamanında yaptığını, olayda sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, akreditif işlemlerine uygulanması gereken UCP 600 sayılı broşürün 9/a maddesinde teyit bankası olmayan ihbar bankasına, akreditifteki değişikliği lehtara ihbar etme görevinin verildiği, ancak ibrazı karşılama veya iştirak etme yükümlülüğünün getirilmediği, somut uyuşmazlıkta davalı bankaya 01.10.2007 tarihinde yani akreditifin vadesinin dolmasından sonra amir banka tarafından gönderilen mesajda yükleme vadesinin 20.10.2007, akreditif vadesinin de 05.11.2007 olarak değiştirildiği konusunda bilgi verildiği,
davalı bankanın ise bu değişikliği davacıya bildirmeyerek kusurlu davrandığı, zira bu husus davacıya tam olarak bildirilse idi akreditifin sona erdirilmesinin veya sözleşmenin devam ettirilmemesinin söz konusu olabileceği, davalı bankanın bu eylemi nedeniyle davacının depozito ve cezai şart ödemenin yanında, bir de mahrum kalınan kâr zararına uğradığı,
davacı tarafın 22.06.2011 tarihli dilekçe ile taleplerini açıklayıp, 207.419,22 TL'sinin kâr mahrumiyeti, 135.660,77 TL'sinin cezai şart alacağı olduğunu ve istenen manevi tazminatın da maddi tazminata dönüştürüldüğünü bildirdiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 557.505 TL'nin 04.01.2008 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Taraflar arasındaki uyuşmazlık, akreditif ilişkisinden kaynaklanmaktadır.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı davalı vekili tarafından ciddi itirazlar ileri sürülmüş ve farklı sonuçlara varan bilimsel görüşler sunulmuştur. Mahkemece bu çelişki giderilmediği gibi hükme esas alınan bilirkişi raporu dahi, özellikle davacının talep edebileceği tazminat kalemleri konusunda denetime ve hükmü izlemeye olanak verecek nitelikte değildir.
Bu durum karşısında mahkemece, aralarında akreditif konusunda uzman öğretim üyelerinin de bulunduğu yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak, özellikle akreditif şartlarında yapılan değişikliği bildiğini söyleyen davacının bu beyanı karşısında, davalı bankanın davacıya süresinde değişikliği bildirmemesinin ne şekilde bir kusur teşkil ettiği konusunda ve davalı tarafça sunulan bilimsel mütalaalarda belirtilen diğer konularda inceleme yaptırılması, bu inceleme sonucunda davalı bankanın kusurlu davrandığı sonucuna varılırsa, bu kez de davacının talep edebileceği tazminat kalemlerinin neler olduğu,
bu kalemlerin hangisinden ne miktarda tazminat talep edebileceği ve bu sonuca nasıl ulaşıldığı konularında, denetime ve hükmü izlemeye elverişli rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Ayrıca davacı vekilinin 15.02.2011 tarihli ıslah talebine karşı davalı vekilinin sunduğu 11.03.2011 tarihli dilekçesinde zamanaşımı savunmasında bulunulmamışsa da, 04.04.2011 tarihli dilekçesinde bu savunmada bulunulmuş, ancak davacı vekilince aynı tarihli oturumda açıkça zamanaşımı def'inin süresinde yapılmadığı bildirilmemiştir.
Her ne kadar zamanaşımı def’i HUMK'nın 195. maddesi uyarınca, süresi içerisinde ileri sürülmemiş ise de, aynı Kanun’un 202/2. maddesi uyarınca davacı, savunmanın genişletildiğini ileri sürmediğine göre, mahkemece davalının bu savunmasının incelenmesi gerekir. Somut uyuşmazlıkta ise mahkeme, davalının bu savunması hakkında olumlu veya olumsuz bir karar vermemiştir.
O halde mahkemece, yukarıda açıklanan 2 numaralı bent uyarınca yapılacak tespitten sonra, davalının zamanaşımı savunması üzerinde durularak, bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru olmamıştır.
4- Yine davacı vekilince sunulan dava dilekçesinde manevi tazminat talebinde bulunulmuştur. 15.02.2011 tarihli ıslah dilekçesinde bu talepten feragat edildiği hakkında açık bir beyan yoktur. Davacı vekili tarafından 22.06.2011 tarihli dilekçe ile manevi tazminat taleplerinin maddi tazminata dönüştürüldüğü beyan edilmişse de mahkemece bu beyanın feragat anlamına gelip gelmediği veya açıkça feragat edilmediği sürece ayrı bir tazminat kalemi olan manevi tazminat isteminin az da olsa mevcudiyetini devam ettirip ettirmeyeceği karar yerinde değerlendirilmemiştir. Dolayısıyla mahkemece bu konuda bir değerlendirme yapılıp sonucuna göre bir karar verilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/13789, K. 2013/16818, 26 Eylül 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama