KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/14772 E., 2012/21515 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Aralık 2012
- Mahkemesi
- İSTANBUL 4.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
768 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 24.12.2010 tarih ve 2008/118-2010/298 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 1999 yılından beri bir İtalyan firmasının VCI teknolojisi ile ürettiği ürünlerin satış ve servis hizmetlerini verdiğini, VCI ibaresinin İngilizce açılımının Türkçe karşılığının Uçucu Korozyon Önleyici olduğunu, dünya literatüründe VCI Teknolojisi olarak adlandırıldığını, VCI’nın bir teknoloji adı olması sebebiyle tek başına tescilinin mümkün olmadığını, buna rağmen davalının VCI ibaresini adına tescil ettirmiş olduğunu, bu durumun 556 sayılı KHK'nın 7/c ve d maddelerine göre hükümsüzlük nedeni olduğunu ileri sürerek, davalı markasının hükümsüzlüğüne ve 1.000.000.000 (1.000.00) TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğramış olduğunu, müvekkilinin korozyon önleme konusunda faaliyette bulunduğunu, uçucu pas önleyici kavramının İngilizce karşılığının baş harfleri kullanılarak davaya konu ibarenin oluşturulup marka olarak tescil edildiğini, davacının aynı sektörde olması nedeniyle müvekkilinden haberdar olduğunu, hükümsüzlük nedenleri bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, tescilin kötüniyetli olarak gerçekleştirilmesi halinde dava açma hakkının süre ile sınırlı olmadığı, davalı markayı tescil ettirirken hangi kelimelerin baş harfini oluşturduğunu bildiği, buna göre VCI ibaresinin ilgili çevre tarafından hangi anlama geldiğinin bilindiği, uluslararası terimlerde de bu şekilde ifade edilip kodlandığı, davalının ne anlama geldiğini bildiği kelimelerin baş harflerini kendi adına tescil ettirerek daha sonra piyasada aynı alanda çalışan firmalara karşı yasal takiplerde bulunmasının iyiniyetli olmadığı,
ibarenin 7/d maddesi uyarınca herkes tarafından kullanımına izin verilmesi gerektiği sonucuna varılarak, hükümsüzlük davasının kabulüne, tazminat isteminin reddine dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 18.06.2007 günlü, 2006/6884-9262 Esas ve Karar sayılı ilamı ile bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak, alınarak alınan bilirkişi raporları ve yargısal içtihatlara göre, VCI ibaresinin ilgili sektörde davalının markası olarak algılanmadığı, bu ibarenin davalıyla özdeşleşmediği, gerek dava tarihinde gerek halen VCI ibaresinin bir işletmeye ait marka olarak değil korozyon önleyici maddeler olarak algılandığı,
bu haliyle VCI markasının ayırt edicilik kazanmadığı,
belirtilen ürün gurubunun genel bir adı olması nedeniyle 556 sayılı KHK nın 7/1-c ve d maddelerinde yazılı tescil engelinin bulunduğu ve bu nedenle tescilin mümkün olmadığı, davalının hükümsüz kılınıncaya kadar tescilli markayı kullanmasının hukuka uygun olduğu, ancak hükümsüzlük kararı kesinleştikten sonra bu markanın davalı tarafından ve herkesçe kullanılmasının mümkün hale geleceği, davacının maddi zararının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalı adına tescilli 191892 nolu VCI ibareli markanın hükümsüzlüğüne, tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı adına tescilli “VCI” markasının 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 42/1-a bendi uyarınca hükümsüzlüğüne ve manevi tazminata karar verilmesi istemine ilişkindir.
Dairemizin yukarıda anılan bozma ilamında 556 sayılı KHK'nın 7/son ve 42/son maddelerine dayalı hükümsüzlük davasında, anılan madde hükümlerinin, dava konusu markanın tescil tarihinden hükümsüzlük davası açıldığı tarihe kadarki geçen süre içindeki kullanımı sonucu ayırt edicilik nitelik kazandırması halini de kapsadığı şeklinde anlaşılması gerektiği belirtilerek bu hususta inceleme yapılması gerekçesiyle mahkemece verilen karar bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyulduğuna göre, bu doğrultuda araştırma ve inceleme yapılması için ilgili taraf yararına usulü kazanılmış hak oluştuğundan, artık mahkemece aksi yönde bir görüşün gerekçede belirtilmek suretiyle karara dayanak yapılması kazanılmış haklar ilkesine aykırı bir durum meydana getirir. Bu nedenle mahkeme kararının gerekçesindeki 21. paragrafında açıklanan aksi yöndeki görüş ve buna dayalı olarak hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.
Öte yandan, Dairemiz bozmasına uyulduktan sonra alınan 18.06.2009 tarihli ek raporda dava konusu markanın tescil tarihinden önce kullanıldığına ilişkin delile rastlanmadığı, 09.07.1999 tarihli ''Tek İmalatçı Belgesi''nin yeterli olmadığı, VCI ibaresinin bir ürün grubunun ve teknolojinin genel ismi olup davacının kullanımı sonucu kullanımla ayırt edici hale gelmediği mütalaa edilmiş, itiraz üzerine yeni bir bilirkişi heyetinden alınan 28.10.2010 tarihli raporda netice itibariyle, VCI markasının 1997'den dava tarihi olan 2004'e kadar davalı tarafça kullanımı sonucunda ayırt edici hale geldiği çoğunluk görüşü tarafından açıklandıktan sonra,
ayrık görüş bildiren bilirkişi ise, bu ibarenin 556 sayılı KHK'nın 7/son ve 42/son maddeleri uyarınca kullanımla ayırt edicilik özelliğinin bulunmadığını belirtmiştir.
Bu durumda mahkemece bozmaya uyulmak suretiyle bilirkişi görüşüne başvurulduğuna ve bu konuda iki ayrı heyetten görüş alındığına göre, raporlar arasındaki çelişki giderilmeksizin ve 18.06.2009 tarihli ek rapora yapılan itiraz üzerine yeni bir heyetten rapor alındığı halde, tekrar önceki 18.06.2009 tarihli rapora itibar edilmek suretiyle yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/14772, K. 2012/21515, 21 Aralık 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama