KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/4788 E., 2012/6188 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Nisan 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
483 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Düzce 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 21/10/2010 tarih ve 2009/120-2010/428 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı Banka nezdinde bulunan hesabından bilgisi ve talimatı dışında internet yoluyla 02.09.2008 tarihinde 13.425,42 USD tutarındaki meblağın tanımadığı üçüncü kişilerin hesabına aktarıldığını, davalı Bankanın elektronik bankacılık hizmetinde gereken güvenliği sağlayamadığını, bu nedenle müvekkilinin maddi zarara uğradığını ileri sürerek, 13.425,42 USD (Amerikan Doları)'nın dava tarihinden itibaren banka mevduatı veya reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili Banka'nın herhangi bir kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı Banka'nın bir kusurunun bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. BK.
306 ve 307. maddeler uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda mahkeme, ispat yükünü de ters çevirmek suretiyle yazılı şekilde dava konusu olayda davacının tamamen kusurlu olduğunu kabul etmiştir. Oysa davacıya ait para, davalı Banka'ya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile havale edilmiş olup, bu durum davalı Banka'yı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı Banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parola gibi kişisel bilgilerinin davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır.
Bu itibarla, mahkemece, davacının üçüncü kişilerle el ve iş birliği yaparak ya da başka şekilde kusurlu davrandığının kanıtlanamaması, davalı Banka tarafından hesapta bulunan paranın güvenliğinin tam olarak sağlanamaması, etkili güvenlik önlemlerini geliştirmemesi karşısında zararın tamamından sorumlu olduğu kabul edilerek davacı hesabından çekilen tüm tutarın davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/4788, K. 2012/6188, 17 Nisan 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama