KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/6638 E., 2012/13490 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Eylül 2012
- Mahkemesi
- SULH HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
742 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 14/07/2010 tarih ve 2010/582-2010/827 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi..... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilin davalı bankanın tüketici nezdinde müşterisi olduğunu, müvekkiline ait ve davalı bankanın denetim ve gözetim altında bulunan hesaptan müvekkilinin talimatı ve rızası olmadan 20/04/2007 tarihinde, internet bankacılığı ile yaklaşık birer dakikalık aralarla, davalı bankanın iki farklı şubesine toplam 2.900,00 TL tutarında iki havale işlemi gerçekleştirildiğini, müvekkilinin havale yapılan şahısları tanımadığını ve konuyla ilgili savcılık makamına suç duyurusunda bulunduğunu, davalı bankanın internet bankacılığı işlemlerinde gerekli güvenlik önlemlerini almayarak kusurulu davrandığını,
süreç zarfında davalı bankanın yaptığı açıklamalar ile kusurlu davrandığını kabul ettiğini ve ancak sonrasında müvekkiline kusur atfetmesi üzerine, müvekkilinin manevi bütünlüğünün zedelendiğini ve psikolojisinin bozulduğunu ileri sürerek, davalının, 1.500,00 TL manevi tazminat ile 2.900,00 TL’nı 20/04/2007 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka faizi ile birlikte müvekkiline ödemesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı banka vekili, davanın niteliği gereği sebepsiz zenginleşme davası olduğunu, bu nedenle husumetin kendilerine yöneltilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin internet bankacılığına ilişkin tüm güvenlik önlemlerini aldığını, davacının uğradığını iddia ettiği zarara kendi kusurlu davranışları ile sebebiyet verdiğini, manevi tazminat talebinin de yasal dayanağının bulunmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davacının hesabından bilgisi dışında internet bankacılığı yoluyla para çekildiği, internet şifresini gereği gibi koruyamayarak, kötüniyetli üçüncü şahısların eline geçmesinden dolayı davacının, bu tür kötüniyetli kişilerin müşterilerinin internet şifresini temin ve hesaplarından para çekilmesini önleyecek yeterli teknik altyapıyı sağlayamadığı için davalı bankanın %50-%50 oranında müteraffik kusurlu oldukları gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 1.450,00TL’nın 20/04/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, davacının manevi tazminata ilişkin isteminin ise yasal koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle, reddine hükmedilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat sözleşmesi ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
Yine BK.’nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile birlikte iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, dolandırıcılık eylemi müşteriye değil bankaya karşı gerçekleştirilmekte ve mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Ancak davalı bankanın olay tarihinde mevcut teknolojik imkanlar çerçevesinde, paranın ele geçirilmesini engellemek için gerekli güvenlik önlemlerini alması gerekmektedir. İnternet bankacılığı hizmeti sunan bankaların asli borcu, elektronik bankacılık işlemlerinin güvenle yapılabilmesini sağlamaktır. Birer güven kurumları olan bankalar, aldıkları mevduatları sahtecilere karşı özenle korumak zorundadırlar. Bu nedenle de hafif kusurlarından dahi sorumludurlar.
Somut olayda, davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan bir başka hesaba havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka, davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini de kanıtlayamamıştır.
Davalının internet bankacılığında kendisinin ve müşterilerinin güvenliğini sağlayacak enstrümanların kullanılmasını zorunlu kılmayıp, somut olayda davacının inisiyatifine bırakması da zararın doğmasında başlıca etken olup, davalı bankanın zarardan tek başına sorumlu bulunduğu açıktır. Bu itibarla, mahkemece davacı tarafın da %50 kusurlu olduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/6638, K. 2012/13490, 17 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama